Startseite / Anasayfa
                Makaleler

                    Biografie     Gedichte     Erzählungen    Artikel                      Bilder      

                   Yaşam           Şiirler       Öyküler            Makele / deneme    Resim /Fotoğraflar

 Deutsch        Türkisch      

 
 
          Konular  
   
 Savas Ölümdür  
Söylenecek Yeni Sözün  
Ana Dil İstemi 
İki Kanalda Beslenen Edebiyat
Dil ve Estetik
Kültür ve Dilin Önemi
Göçmen İşçilerın İstekleri
Fakir Öğretmen
 N. H.'in Kitaplarından korkmak 
Irak ve Haçlı Savaşlar
Avruapada TKP Yılları
Bilim ve İnanç
Mahsuni Şerifin ardından
 Alevi Düşüncesi ve Teknoloji
 Kimden Yana İnsan
AhmetKayayı Anımsamak
Dilimin Ucunda
Nazım Hikmet ve İmdat Ulusoy
Almanya Devlet Başkanı J. Rau'ya 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
       İlişki Defteri  
      Konuklar Defteri
 
 

            Biri kırka yaran düşünce...

 

Avrupa’da İki Kanaldan Beslenen Dil ve Edebiyat

 

Avrupa’da  işçi göçüyle birlikte  son 40 yılda yeni çok renkli çok kültürlü ve çok dilli bir edebiyat boy verdi. Bu önümüzdeki yıllarda bol başarılı ve güzel ürünler vererek gelişeçektir.

Bu gelişimin içinde en gelişeni olanı Türkçe ile Türkiyeli sanat ve edebiyat çalışanlarının eserleri olacaktır. Çünkü sanat bir iletişim aracıdır.

Dil, kültür, edebiyat ve sanattın sağladığı iletişimle insanlar aralarında daha olumlu bir birlerine daha olumlu yaklaşır karşılıklı yardımda bulunurlar. Böylece karşılıklı denetlemenin ötesinden biri öbürünün birikim ve deneyimlerinden öğrenir ve biliçlenir. Toplumun yeni atılımlara götürecek olan hareketin temel niteliği olarak da önermli bir rol yüklenir. Burada dil ve kültür kendine özgü  düşünceyi anlatım biçimiyle ve estetiğiyle aynı zamanda eskiyen çörüyen kendi kökenine karşıda yıkıcı, temizleyici, arındırıcı bir görevi üstlenmektedir. Bireysel duygu ve heyacanı toplumsallaştırmaya dönüşmesindeki etkileyiciliğide buradan kaynaklanmaktadır. Bu nedenledirki bugün özellikle içinde yer almak istediğimiz Avrupa Birliği ülkeleri "çok dilli, çok kültürlü toplum" olmakla gururlanıyorlar.

Kendilerini "çok kültürlü toplum"lar olarak  tanıtıyorlar. Bu ülkelerin çoğuna 1960 yıllarından bu yanı işçi göçü ile bir çok dil ve kültür geldi, yerleşmeye başladı. Oysa Anadolu topraklarında binlerce yıl içinde onlarca farklı medeniyet yaşanmış. Bugünkü çağdaşlaşmanın anası olduğunu söylersek hiçte abartmamış oluruz. Topraklarımızda binlerce yıldır onlarca dil ve kültür birlikte yaşamaktadır, evrensel kültürlerin örnek bir oluşumunu sergilemektedir. Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkez, Ermeni, Rum, Yahudi başta olmak üzere onlarca kültür, koskoca bir evrensel Anadolu kültürünü oluşturmaktalar. Kısacası Anadolu kültürü Avrupa’dan tutun Çin'e kadar yaşayan tüm toplumların binlerce yıllık kültürünün bir mozaiğini kendi bünyesinde birleştirmiş, geniş bir zenginliğe sahiptir.

Ancak önemli olan bu bilince sahip olamak ve bu kültür mozaiğini bilinçli olarak  geldiğimiz bu ülkelerde kurumlaşarak çocuklarımıza aktarmayı başarmak ve yaşatmaktır.

Ne yazık ki geldiğimiz ülkenin ne siyasi, ne kültür kurumları ne de aydınları çok dililiğin ve çok kültürlülüğün önemini kavramış durumundalar. Kısacası konuştuğumuz dili bu Avrupa ülkelerinde hayat vermek, bilinçli olarak ulusallığı ve evrenselliği Anadolu bütünlüğü içinde korumasını ve dünyaya tanıtmasını kavramanın çok yönlü yararları vardır.

Birincisi burada doğan ve büyüyen çocuklarımız aynı topraklardan doğan büyüyen yerli halk çoçuklarından fazla bir dil ve kültüre sahip olmanın avantajına sahip olacaklardır. Çok dili çok kültürlülük yaşamın her alanında genç kuşaklarımıza kapıların kolaylıkla açılmasını sağlayacaktır. Ayrıca bundan geldiğimiz ülkenin de büyük kazançları olacaktır.

Gelişen demokrasilere (ülkelere) baktığımızda tüm, sosyal, iktisat ve siyasal bilimlerin kaynağında dil, edebiyat ve sanat vardır. Edebiyat ve sanatın önemini kavrayan bilim adamları daima yeni imgeler yakalamışlardır. Böylece yeni buluşlara, güzele, başarıya imza atma olanakları elde etmişlerdir.

Edebiyat ve sanat bir sosyal eylemlilik ortamının ürünüdür. Buna yaşanan günün olumluluk-larını ve olumsuzluklarını anında belgeleyen, ortaya koyan ve gelecek nesillere aktaran bir günlük defteri de diyebiliriz. Ama hiç bir mücevherle kıyaslanmayacak kadar değerli bir çalışmanın ürünü olan dil, kültür ve sanat günün, çağın not defteridir. Kültüre ağırlık vermeyen, var olan dünya halkları kültürlerinden yararlanmasını bilmeyen bir toplum ne kadar zengin olursa olsun gün gelecek bir yerde tıkanacaktır. Büyük bunalımların içine sürüklenecek hatta dağılmayla karşı karşıya kalacaklardır. Toplumların çağdaş kültüre su ve hava kadar ihtiyaçları var...

Türkiyedeki siyasetçilerle birlikte kültür kurumları ve yazarlar Avrupa ülkelerinden çalışan insanblarımızdan gelen dövize, onların davet edilerek Avrupa ülkelerinde tanıtılmalarına dört elle sarılırken, buralarda gelişen edebiyatı ya görmemezlikten geliyorlar veya küçümsüyorlar. Arada bir sadece dostluk ilişkisi içinde olanların adını bir anıp geçiyorlar. Oysa burada oldukçe  önemli yeni bir kültür, yeni bir edebiyat ve sanat türü dal budak salarak gelişiyor. Kendisine has bir tadı var. Kendisine has görkemli yeni renkli bir tabloyu ortaya çıkarmış. Nesıl Kıbrıs Türkçesi, Azari Türkçesi kendisine has Türkiye’den farklı bir kültürü, edebiyat ve sanat tablosu oluşturmuşsa, bu Batı Avrupa ülkelerinden yaşayan beş milyon civarında insanımz da son 40 yılda Türkiye dil, kültür ve sanatından farklı bir dil, kültür edebiyat ve sanat yapısı oluşturmazı başardılar. Ancak bu yeni yapı hem köken olark Türkiye kültürüyle heme de bu yaşadığı Avrupa Alkelerin kültür kanallarıyla beslenmektedir. Son yıllarda hem Türkiye’den hem Almanya’da  Kemal yalçın, Ali Özenç Çağlar, Yücel Fezyioğlu, Molla Demirel,  Mevlüt Asar, Yüksel Pazarkaya, Aras Ören, Fakir Baykurt, Gültekin Emre, Ahmet Sefa, Murat Tuncel  Levent Toprak, Metin Gür, Ali Arslan, Bahadin Gemici, Osman Engin, Feridun Zaimoğlu, Murat Karaarslan, Bahar Kültür, Alev Çoşkun, Hasibe Sönmez, Şakir Bilgin, Bekir Karadeniz,

Erol Aras, Renan Demirkan, Sükriye Dönmez, Muhsin Omarca, Orkun Ertener, ve daha onlarca yazın, tiyatro ve sinama adamı kendilerini aldıkları ödüllerle, yayınlanan eserleriyle bu boy atan yeni edebiyatın güzel fidanları olarak kanıtladılar.

Bu başarılarının nedeni çok dille çok kültürlü oluşlarıdır. Daha önceden de açıkladığım gibi dünyada yeni buluşlara imza atan tüm insanlara baktığımızda birden fazla dil ve kültüre sahip olduğunu görüyoruz. Bu ülkelerde yaşayan aydın, yazar, Sanat sanatçı arkadaşlarımız ne alınmalı, ne de umutsuzluğa kapılmalıdır. Ancak Türkiyeli kültür, edebiyat ve sanat kurumlarıyla, adamlarıyla düzenli ilişkileri sürdürerek burada gelişen kültürel seviyenin onlardan farklı ancak onların güzel bir parçası bir ikiz kardeşi olduğu gerçeğinin altını çizmeliler. Tıpkı ikiz kardeşlerin benzeştikleri kadar, çok farklı benzeşme ve davranışları olduğu gibi, bir farklılık olacaktır. Aynı şekilde içinde yaşadığı ve göçmen edebiyatı diye burada yaşamın her alanında büyük katkılar sağlayan göçmenlerin büyük bir kültür birikimine sahip olduklarını ve bu yapının yaşadıkları bu ülkelerinde ayrılmaz bir güzel parçası olduğınu kanıtlamaları gerekiyor.

Sonuç olarak bu konuda Türkiye de 40 tan fazla milliyettin binlerce yıllık kültürünün iç içe olması ve günümüze kadar gelmiş olması nedeniyle geldiğimiz ülkenin yani Türkiyemizin kültür ve sanat adamları dünyada ki bir çok ülkenin Edebiyat ve diğer sanat adamlarından daha şanslıdır. Çünkü daha geniş bir malzemeye sahiptir. Eğer bu birikim iyi kulanılırsa ülkenin dünya ulusları içinde en saygı değer yeri almasına hizmet eder. Bu nedenle dil, kültür ve sanatın önemini korumanın yurtseverliğin ve insanlığın bize yüklediği bir görev olduğunu hiç bir an  unutmamalıyız. Öbür yandada Avrupa’da yaşayan beş milyondan fazla Türkçe konuşan insanı tüm Avrupa kültür birikimlerini Türkiye’ye aktaracak büyük yeni bir nehir olduğunu önce kendimizin sonrada hem içinde yaşadığımız topluma hemde Türkiyeye kanıtlamanın yükü gene bizlerin omuzuna yüklenmiş bir iş olduğu bilinciyle hareket etmek zorundayız.

Sonuç olarak  başta Almanya olmak üzere bu Avrupa ülkelerinde Türkiyeli insanların 40 yıllık kısa bir zaman dilimi içinde yaşamın her alanında olduğu gibi edebiyat ve sanat alanındada olağan üstü bir başarı sağladıkları tartışılmaz bir gerçektir. Bu edebiyata isterse ‘İşçi Edebiyati”, ister “Göçmen Edebiyatı” isterse “Avrupada Yaşayan Türkiyelilerin Edebiyatı” denilsin , kısacası ne denilirse denilsin Avrupa ülkelerinde gelişen sanat ve edebiyat çalışmalarımız, bir yönüyle Türkçe diliyle Türkiye’de gelişen edebiyat ve sanatala benzeşecek. Ancak öbür yönüyle kendisine has bu ülkelerdeki ortamın ürünü olarak ayrı bir rengi, tadı olacak ve ayrı bir boy atacaktır. Bu kaçınılmazlık iyi değerlendirilirse hem bu ülkeler için, hemde Türkiye için bir güzelliktir, bir şanstır.

Haziran 1999

     

 

  

 

                                                                             E-mail: MollaDemirel@Gmx.de

                Makaleler

            Über mich    Gedichte      Erzählungen       Artikel                        Bilder        

            Biografim      Şiirler         Öyküler              Makele / deneme      Resim / fotoğraflar

 Deutsch        Türkisch