ÖLEN GENÇLER BİZİM

Son günlerde içimde TV . haberlerini dinlemek gelmiyor.  Hangi kanalı açsam. Gençlerimiz, asker,  polis, gerilla, cenazeleri.  Bir birini öldüren gençler. Bunlar işçi, köylü, küçük esnaf ve küçük rütbeli memur çocukları. İçlerinde ne Cumhurbaşkanının, ne başbakanın, ne bir bakanın, nede üst rütbeli bir subayın veya emniyet memurun çocuğu var.  Neden ülke gelirinden en az pay alan sosyal tabakaların çocukları bir birini öldürüyor. Birinin öbüründen alacağı hiçbir şey yok. Öyle ise bunları bir birine kırdıran parmaklar var.

Kimler onlar kendinse oy vermeyenleri “namusuz, terörist” İlan edenler.  Osmanlı Sultanlığını diriltmek isteyen, kendisini padişah ilan etmek  için çaba gösterenler “Seni sultan veya padişah yaptırmayacağız , Hiç yorulma seni başkan yaptırmayacağız” diyenlere “Bunlar vatan hayini, terörist yanlıları, Müslüman düşmanı “ diyenler ülkenin yönetimindeler.. Karanlık kapıların arkasından  mevkile ve şanlarını korumak için  bizim çocuklarımız bir birine öldürtüyor olamazlar mı?  Böyle bir soruyu kendime sormam elbette  günlerce beynimde fırtınalar estikten sonra sordum. Günlük haberlerde TV ekranlarında  Sivas madımak otelini ateşe verenlerin o gün emniyet belgeleri arasında alınmış kısa bir film yayınlandı. Camiden çıkarak Madımak oteline Sivas’ta yürüyenlerin hepsinin elleri havada kurt işareti yapıyor ve bağırıyorlar “Türkiye Türklerin,  Türk kalacak!  Gene  içlerinde bir grupta “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak” diye bağırıyor. Madımak oteline varınca yakın dinsizleri yakın dinsizleri! Tekbirlerle yeri, göğü çınlatıyor.  Sonra  o kurt işareti yapanları yönetenlerin kimi millet vekili yapıldı, kimi devlet bürokrasisinde önemli mevkilerde yer aldı.

 

Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak diye bağıranlar, tekbir getirenlerin yöneticilerinin mahkeme savunmanlığını o günün dinci adalet bakanı üstlendi. Bir akşam kararnamesiyle serbest bırakıldılar toprağa akan su gibi ortadan kayıp oldular. ‘İslamcı’ siyasette, hükümete yakın olanlarda kimi, belediye başkanı, millet vekili veya devletin bürokrasisinde önemli bir mevki aldılar.

Ayni şekilde Corumda Camilerde çıkıp Alevi ve sosyalist demokrat olan ailelerin evlerini basan çocukları, hamile kadınları baltayla parçalayan, erkekleri çocuklarının gözü önünde balta ile pala ile parçalayan ve kurşunlayanlarında bu cinayetleri işlerken elleri havada kurt işareti yapıyorlardı. O cinayetin organizatörlerinden olan o kurtçu partinin Belediye başkanı da onu kimine göre pencereden yönetiyordu, kimine göre de zevkle izliyordu.

Peki Müslümanlık adına tekbir getiren kadınların karnındakini parçalayın diyenler bu güne kadar yargılandılar mı, bu cinayetleri organize edenler bulunup adaletin önüne çıkartıldı mı?

Elbette bu sorulara yanıt verenler olacaktır.

Peki Ankara’nın göbeğinde  TV.  haberlerini izleyen yedi tane üniversiteli genci telle boğanların Ceza evinden çıkarken onlarca arabayla  elleriyle Kurt resmi yaparak karşılayanlar hangi örgüte aitti veya sempati duyuyordu?

Abdi İpekçi gibi bir demokrasi ve barış yazın adamını öldüren sonra Vatikan’da Papaya kurşun sıkan katili  kurt işareti yaparak onlarca arabadan oluşan konvoyla karşılayanlar, ‘milliyetçi’ sloganlarla karşılayanlar hangi ‘Namuslu!!’ örgütün sempatizan ve üyeleriydi.

Peki şu ana kadar yazdıklarımız mı namuslu hayın, bölücü yoksa  ülkede özgürlük, insanca sosyal bir yaşam tüm vatandaşların ülkenin her yanında eşit haklara sahip olmasını savunan ve anadil ile eğitimin doğal bir insanlık hakkı olduğunu şiar edenler mi namuslu, vatan sever ülkenin bütünlüğünden  yana bunu okuyucular düşünsün karar versin.

Gerçekten çocukları, gençleri kim öldürtüyor çocuklar, gençler neden caddelerdeler?

Ben  2009  yılında şu yazıyı kaleme almıştım.

ÇOCUKLAR GENÇLER GERÇEKTEN EGİTİM HAKKI ve ÖZGÜRLÜK HAKKI İÇİN Mİ CADDELERDE…

Bir yanda üzerinde doğru dürüst bir giyecek olmayan çocuklar, gençler ellerinde taşlar, sopalar. Polislere atıyorlar, iş yerlerin camlarını kırıyor ve caddedeki arabaları yakıyorlar.
Öbür yanda binlerce genç caddelerde ellerinde pankartlarla, yumruklar sıkılı bağırıyorlar. Eğitim hakkımız “Yasaklanamaz“,“Eğitimde Eşitlik“, “Türbana uzanan eller kırılacak“, “Türban Onurumuzdur“
Bunların özellikle “Türkiye’de Demokrasi Açılımı“ gündeme geldiğinden beri hızla yaygınlaştı.
Eğer gerçekten Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde taşlarla karakollara saldırıyı Kürt örgütleri düzenleselerdi, köylerinin, ekin yerlerinin yakıldığı, yaylalara çıkışın yasaklandığı ve göçe zorlandığı dönemlerde bu olayları düzenlerlerdi. Taban’da ve dünya arenasında büyük bir destek bulurdu. Kürtçenin üniversiteler, TV programlara girmeye başladığı, Belediyelerde ve bir çok alanda rahatlıkla olmasa bile konuşulmaya başlandığı bir dönemde Kürt çocukları bile bile kendilerini ölüme atmazlar. Düşünen her insan bilir ki Kürtlerin ayrılma, Kürtlerin ülkede kaos yaratma diye bir derdi olmadı. Zaten akla, insan hakları kurallarına uygun olmayan bir talepleri olmazda. Ayrıca hiç bir anne ve baba çocuklarını bile bile ölüme yollamaz. Kendisi ölümü göze alır ama evlatlarının yaşamasını ister. Evladı yaşamayan bir ülkeyi ne edecekler?
Bu güne kadar dünyanın hiç bir yerinde ırkçılık, kan ve baskı bir ülkeye yarar getirmemiştir. Yıkım getirmiştir. Binlerce yıl bile silinemeyecek kin ve nefret yaratmıştır yerel halklar arasında. Savaşların, acıların kaynağı olmuştur, Ülkelerin parçalanmasına neden olmuştur ırkçılık ve zulüm. Ülkede var olan yerel dil ve kültürlerin özgürce yaşamın her alanında eşitçe, yaşamasını ret etmek ülkede sürekli bir savaştan yana olmaktan başka bir anlam taşımaz. Açıkça tek dil, tek ırkı savunanlar ülkede barışı ve birlikte yaşamayı ret etmiş oluyorlar.
Kısacası ceplerine taş doldurarak polisin, Jandarmanın modern silahlarına karşı caddeler dökülen gençlerin, çocukların geleceğe dair umutları, bakışları ve yaşama hevesleri kalmamıştır. Gelecek için daha güzel bir yaşam hevesi olmayanlar ne anneyi, ne babayı, ne de yasaları umursar. Bunlar kullanılmaya hazırdır. Ülkede demokrasinin gelişmesinden yana olmayan, silah ve uyuşturucu tüccarları, tefeciler, kökten dinciler bu çocukların psikolojik durumunu rahatlıkla kulana biliyorlar. Onları ölüme sürerken ülkeyi de dağılmanın eşiğine getiriyorlar.
Bu olanların varacağı sonucu şimdiden görmemek için sadece kör değil, akıldan da nasipsiz olmalılar.

Meslek Okulları ve Çocukların Geleceği

Doğu illerinde şehrin kenar semtlerinde fakir Kürt çocukları ölüme gelecekten umutları olmadıkları için caddelere dökülüyor veya ölümün önüne yem olarak sürülüyor. Ama büyük kentlerde yaşayan, varlıklı olan veya okuma olanağı olan, geleceğe dair hedefleri ve umutları olanlar neden caddelere dökülüyor. Bu olayları yaratanların büyük çoğunluğu İmam hatip okul öğrencileri. Bunlar zaten bir meslek için karar vermişler. Geleceği ve meslekleri bellidir.
Türkiye Avrupa Birliğine girmek istiyor. Sık sık Almanya ve Fransa’da ki eğitim ve sosyal hakları örnek olarak veriyorlar. Bu ülkelerde papaz okuluna gidenler papaz olur. Onların yüksek okulla gitme hakkı yok. Elbette akşam okullarına giderek Liseyi bitirirlerse yüksek okullara gitme hakkı elde edebilirler.
Aynı şekilde Ticaret ve Sanat Liselerine gidenlerde ancak Ticaret veya Meslek yüksek okullarına gidebilirler. Üniversiteye gitme hakları yoktur. Meslek okulları meslek yüksek okullarına hazırlık yapar. Ayrıca meslek yüksek okullarını en iyi derecede bitirenler bile üniversitelerde öğretim görevlisi olarak çalışamazlar. Hatta kendilerinin mezun olduğu yüksek meslek okullarında bile öğretim görevlisi olamazlar. Bunlar Liseler de bile öğretmenlik görevi alamazlar. Çünkü Liseler daha çok bilimsel çalışmalara, araştırmalara yönelik olarak bilim adamı olmaya eğilimli, kararlı çocukları, gençleri üniversiteye hazırlar.. Eğer Avrupa birliğine uyum sağlanacaksa en başta eğitim alanında AB’nin motor gücü olan Fransa ve Almanya’nın eğitim yasalarına da uyum sağlamaları gerekir.
Eğer gerçekten üniversiteler İmam hatipleştirilmek istenmiyorsa bu okulları normal liseler statüsüne çevrilsin.
Cami imamları da lise üstü olan İlahiyat fakülte mezunlarında sağlansın. Bunları elbette siyasi hükümet ve diğer siyasi partililer biliyorlar. Ama biri toplumun inancını diğerleri milliyetçiliği sürdürerek el birliğiyle ülkeyi bir uçuruma doğru sürüklüyorlar ve halkın çocuklarını da Türkçü – Kürtçü ve Müslüman-dinsiz diye ayırıyor birini öbürü ile kavgaya sürüklüyor ve bir birine öldürtüyor. Bu gidişat daha çok kan akıtmanın kanallarını açıyor.
Halk, özellikle demokratlar çaresiz olayları izliyor. Engelleyemedikleri göz yaşlarını silmekle kala kalıyorlar ekranların karşısında.
Barış, ve çağdaşlık ölümü değil yaşamayı, kini değil sevgiyi, kavgayı değil diyalogu, yasakları değil insanlığa hizmet edecek bir özgürlüğü ve bir sosyal sistemi savunmakla, onu ülkede gerçekleştirmekle olur..
Bu kötü siyaseti, bu kanlı akışı durdurmak için düşünen, yurdunu seven, insan olmanın erdemini bilenler mutlaka sahneye inmeliler. Silah, ve uyuşturucu güçlerin tezgahlayıp ortaya sürdüğü oyunlara, Irkçı, dinci siyasetçilere yeter demeli. Ülkede halkın özlediği gerçek barışın, demokrasinin ve insanca yamanın kapılarını açmalıdır…”
Bu yukarda ki  yazıya  bir şiirimdeki şu dizeleri de eklemiştim:

Söyle gülüm /Sevgiye, barışa tutkun / Benim yüreğim / Ya suda balığı / Havada kuşu
Toprakta tohumu / Bu nazlı çiçekleri / Yok eden insan yüreği / Kimden yana
Barıştan mı savaştan mı?

Söyle gülüm, / Söyle meleğim, neden / Şu karıncalar kadar çalışkan
Bu arıları gibi kardeşçe / Dünyamızın tek kovanında /
Yaşamaz insan?

Gerçekten o topraklar üzerinde neden kardeşçe yaşamaz insani? Neden ne için öldürülüyor çocuklarımız.

Şimdi komşu ülkede savaş yaratan, topraklarımızda köylerimizi, bombalayan, boşaltan yakanlar, çocuklarımızı kurşunlayarak infaz edenler mi  ve savaş isteyenler mi hayın, bölücü terörist, yoksa savaşa hayır, ana dil insanlık hakkıdır, birlikte yaşam  çok kültürlülüktür, silahlar sussun, ölen askerde, poliste, gerillada, öğrencide bizim çocuklarımızdır, çocuklarımız ölmesin, diyenler mi?

Oysa işçiler, köylüler, küçük esnaf, sıradan memur da biliyor ki bu savaşlarda sadece zarar görürler. Bu kavgada kimseye yararı olmayacaktır.  Bunun için savaşa hayır ve barışa evet diyorlar.

 

14. Ağustus. 2015