|
kaleminde
kurumuş boya sanki dudaklarımdan akmıyor sözcükler
Silah
tekellerinin Ortadoğuda yıllardır yaymaya
çalıştıkları savaşta, bölgenin
gelecek yüzyılda kendi ihtiyaçlarına cevap
vermesi için Türkiye, Irak, İranın mutlaka
yeniden yapılandırılması gerektiği
I. Paylaşım Savaşından beri biliniyor.
Silah tekellerinin Ortadoğuda
yıllardır yaymaya çalıştıkları
savaşta, bölgenin gelecek yüzyılda kendi ihtiyaçlarına
cevap vermesi için Türkiye, Irak, İranın
mutlaka yeniden yapılandırılması gerektiği
I. Paylaşım Savaşından beri biliniyor.
I. Paylaşım Savaşında varlıkları
silah üretme ve pazarlamaya dayanan ülkelerin yanında
yer alanlar Osmanlı imparatorluğunu büyük bir
maceraya sürüklemişti. Sonuçta sadece Osmanlı
İmparatorluğu içinde yaşayan onlarca halkın
savunmasıyla bugün Türkiye Cumhuriyetinin kapsadığı
alan kurtarılabildi.
İnsan burada ister istemez Osmanlı Sarayının
meşhur Damadı Enver Paşayı ve onun ölümüne
neden olduğu 450 bin gencecik Anadolu çocuğunu anımsıyor.
Ardından dudaklarından Alman Şairi B.
Brechten şu dizeler akıyor:
Duvara tebeşirle yazılan/Savaş istiyoruz!/En
önce vuruldu/bunu yazan
Bugün de başta ABD ve AB ülkelerindeki büyük silah
tekellerinin hazırladığı Ortadoğu
hatta, Çin ve eski Sovyet topraklarının da tümünü
kapsayan bir yeni yapılandırma planında taraf
olan güçler var. Osmanlı Devleti döneminde I. Paylaşım
Savaşında Alman silah şirketleri için
Suriye, Lübnan ve Iraktan tutun Hazar Denizi ile Aral Gölü
çevresindeki topraklardan Moskovaya uzanan oradan da
Ukraynaya inen bir alanı sözde Osmanlıya
kazandıracaklardı.
Bu alandaki kardeşlerimizi kurtararak, Osmanlının
yeniden eski gücüne eriştiğini dünyaya kanıtlanması
gerekir diye savaşı istediler. Bu deli saçması
söylemle ülkeyi, Alman şirketler çıkarına
savaşa sürüklediler. Sonuç; Osmanlı saltanatının
bitimi olmakla kalmadı.
Anadolu, Ortadoğu ve Balkanlarda milyonlarca insanın
ölümüne, sakatlanmasına ve perişan olmasına
neden oldu. Bu alanlardaki tüm topraklar yıllarca
kullanılamaz hale geldi. Yollar, köprüler, şehir,
kasaba ve köyler yerle bir edildi, ormanlar, bahçeler,
ekin alanları kül edildi. O savaş bugün dünya
kamuoyunda Türkiyenin başını ağrıtan
Ermeni, Kürt, Suriye ve Yunanistan ile yaşanan Akdeniz
ve Egedenizindeki adalar sorununun kaynağını
oluşturdu.
Türkiye başta olmak üzere bu alanlar, son yıllarda
toparlanabildi. Gelişen çağa uygun olarak kendi
gereksinimlerini kendisi üretmeye başladığı
andan itibaren dünya üretiminin hakemliğini yapan
silah tekelleri, bu alanlarda sürekli ellerinde hazır
bulunan kaos ve savaş planlarını yerli işbirlikçileriyle
masaya sermeye başlıyorlar ve başladılar.
K. Irak denklemi
Şu son günlerde iyice tırmanan Türkiye ile Irak
Kürdistanı olayı da, bu silah tekellerinin
masaya serdikleri hakimiyet planlarından başka bir
şey değil. Her konuşmada Kürtler kardeşimizdir
deniyor ama, günlerdir Kürtlerin yoğun yaşadığı
Irak sınırından Irak Kürdistanına
havadan ve karadan toplar yağdırılıyor.
Sözde teröristlerin peşindeler.
Bu kış günü her tarafın buz ve karla kaplı
olduğu ısının eksi 30 ile 40 dereceye
kadar düştüğü dağlık alanında
terörist durur mu? Hele kendisinin kaldığı
alan havadan bombardıman ateşine tutulacaksa,
orada kalması için bilerek ölümü bekliyor olması
gerekir. Eğer burada birileri, hem Türkiye, hem de
Irak Kürdistanı topraklarında bulunuyor ve
Barzani ile Talabaninin dışında örgütlenerek
hareket ediyorsa (öyle olduğunu dünya biliyor)
bilerek ölümü bekler mi?
Bu silahlarla ölen kim? Bu topraklarda binlerce yıldır
birlikte yaşamış kardeşlerimiz; adı
Türk, Kürt, Arap, Ermeni, Laz, Gürcü etniklerden
gelenler. Yok olan, verimsizleşen ekin alanları
hepimizin, yıkılan köprüler, evler, kasabalar, kül
olan bahçeler, ekin alanları hepimizin el emeği göz
nurudur.
Medya, köylülerin evlerinin nasıl yarıldığını,
pencerelerinin kırıldığını, çatılarının
uçtuğunu gösteriyor. Ölenler yaralananlar, sakat
kalanlar ve sakat doğacak olanlar bizim çocuklarımız.
Burada çocuklarımız için Nazım Hikmetin
şu dizelerini anımsamamak olur mu;
Kapıları çalan benim/kapıları birer
birer/Gözünüze görünemem/göze görünmez ölüler.
/.../ Çalıyorum kapınızı/ teyze, amca,
bir imza ver/Çocuklar öldürülmesin/şeker de
yiyebilsinler.
Savaş isteyenler rant sağlayanlardır
Bugün Irak topraklarına girerek kardeş savaşı
isteyenler, savaştan rant sağlayanlardır. Türkiyedeki
siyasi partilerin başlarındakilerin şarlatanlığına
aldırmamak gerek. Onlara şunu sormak gerek;
Senin çocuğun var mı, çatışma alanında
asker olan?
Kaldı ki bizim insani görevimizin, onların çocuklarını
da barış içinde huzur içinde yaşamasını
istemek ve sağlamak olduğunu biliyoruz. Çünkü
bizim yüreğimiz insan sevgisinden oluşmuştur.
Bizim savaş yoluyla rant elde etme ve ün yapma diye
bir derdimiz yok. Bu savaş çığırtkanlarını
görür ve onların sesini duyunca insan ister istemez
Alman şairi Bertoldt Brechtten II. Paylaşım
Savaşında yazdığı şu
dizeleri mırıldanıyor:
Almanya tepeden tırnağa silahlanırsa bir
kere/çok büyük belalar gelecek başına/ve
davulcu savaşını başlatacak.
Gene de Almanyayı sizler savunacaksınız/
tanımadığınız o yabancı ülkelerde/
savaşacaksınız sizin gibi insanlarla.
Davulcu saçma sapan söz edecek kurtarıştan/ama eşi
görülmemiş olacak ülkedeki baskı/Ve o
kazanabilir/Çok kazanabilir savaştan gayrı/Yitirilince
davulcunun savaşı/kazanılmış olacak
Almanyanın savaşı.
TV ekranında Ali Kırcanın programında
bir eski general mutlaka savaş istiyordu. Hükümet adına
orada bulunan milletvekili ise Siz daha önce bir, iki
kez değil, onlarca kez Irak topraklarına en modern
silahlarla girdiniz. Ne elde ettiniz? Sonucu Türkiyenin sırtına
yeni borç yıkmaktan başka ne işe yaradı?
dedi. Emekli general, hemen milletvekilinin sözünü
keserek şöyle bağırdı: Biz üç ayda
4 bin 800 kişi öldürdük. Tezkere
bekletilmeden uygulanmalı. İlk başta Barzani
ile Talabanin yerleri başlarına yıkılmalı
Bilir düşünmesini de
Burada da insan ister istemez Zülfü Livanelinin müzikleştirdiği,
yine B. Brechtin şu dizelerini anımsıyoruz:
Tankınız ne güçlü generalim/Siler süpürür
bir ormanı/Yüz insanı ezer geçer. Ama bir
kusurcuğu var/İster bir sürücü/ Bombardıman
uçağınız ne güçlü generalim/ Fırtınadan
tez gider, filden zorlu Ama bir kusurcuğu var/ Usta
ister yapacak/ İnsan dediğin nice işler görür,
generalim/ Bilir uçurmasını, öldürmesini, insan
dediğin/Ama bir kusurcuğu var/Bilir düşünmesini
de
Evet, savaş ölüm getirir. ABD 1990 yıllından
bu yana, her bayram ve her yılbaşı Irak,
Libya, Afganistan, Filistin, Lübnan topraklarını
kendisi veya İsrail eliyle vurdu. Irak konusunda son
zamanlarda tüm Irak halkı ve yeni parlamentosu özellikle
de Irak Kürdistan Bölge Yönetimi ile arasındaki çelişki
derinleşti. ABDnin bunlarla çatışma olanağı
yok. Yıllardır müttefiki olan Türkiye ordusunu o
alana çekerek veya çektirerek. Bir taşla iki kuş
vuracak. Hem Türkiyeyi hem de yeni Irak parlamentosunu
başta Kürdistan yerel yönetimi olmak üzere düzene
sokmak istiyor. Yıllardır Amerika adına Türkiye
ve Ortadoğuda silah temsilciliği yapanlara da böylece
gün doğdu. Çocuklarımızın kanı üzerinden
büyük para kazanacaklar.
Evet savaş ölüm getirir ve getiriyor da. Yine Nazım
Hikmetin sesiyle savaşa karşı çıkalım
hep birlikte:
Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır/bağırıyorum/O
diyor ki bana/ Sen kendi sesinle kül olursun ey!/ Kerem
gibi yana, yana /.../Deeeert çok, hem dert yok/Yüreklerin
kulakları sağır/.../ Hava kurşun gibi ağır/.../Ben
diyorum ki ona/ Kül olayım Kerem gibi yana yana/Ben
yanmasam/ sen yanmasan/biz yanmasak/nasıl çıkar
karanlıklar aydınlığa/Hava toprak gibi
gebe/Hava kurşun gibi ağır/Bağır,
bağır, bağırıyorum/Koşun kurşun
eritmeğe çağırıyorum...
Ben tüm Türkiye ve Irak halkını (Kürt, Türk,
Ermeni, Arap, Çerkez, Süryani, Acem kısacası her
etnikten, her inançtan inananları) savaş
tekellerinin ve onların yerli işbirlikçilerinin
planlarını bozmak için, gelecek nesillerimize
dost, özgür ve kardeşçe yaşanan bir Türkiye,
bir Irak, kısacası bir Ortadoğu, bir dünya bırakmak
için Barış istiyoruz! Savaşa hayır!
sloganlarıyla, pankartlarıyla sokağa döküldüklerini
görmek istiyorum. Selam olsun barışı
savunanlara!
04/11/2007
kaleminde
kurumuş boya sanki dudaklarımdan akmıyor sözcükler
Molla
Demirel
Silah
tekellerinin Ortadoğuda yıllardır yaymaya
çalıştıkları savaşta, bölgenin
gelecek yüzyılda kendi ihtiyaçlarına cevap
vermesi için Türkiye, Irak, İranın mutlaka
yeniden yapılandırılması gerektiği
I. Paylaşım Savaşından beri biliniyor.
Silah tekellerinin Ortadoğuda yıllardır
yaymaya çalıştıkları savaşta, bölgenin
gelecek yüzyılda kendi ihtiyaçlarına cevap
vermesi için Türkiye, Irak, İranın mutlaka
yeniden yapılandırılması gerektiği
I. Paylaşım Savaşından beri biliniyor.
I. Paylaşım Savaşında varlıkları
silah üretme ve pazarlamaya dayanan ülkelerin yanında
yer alanlar Osmanlı imparatorluğunu büyük bir
maceraya sürüklemişti. Sonuçta sadece Osmanlı
İmparatorluğu içinde yaşayan onlarca halkın
savunmasıyla bugün Türkiye Cumhuriyetinin kapsadığı
alan kurtarılabildi.
İnsan burada ister istemez Osmanlı Sarayının
meşhur Damadı Enver Paşayı ve onun ölümüne
neden olduğu 450 bin gencecik Anadolu çocuğunu anımsıyor.
Ardından dudaklarından Alman Şairi B.
Brechten şu dizeler akıyor:
Duvara tebeşirle yazılan/Savaş istiyoruz!/En
önce vuruldu/bunu yazan
Bugün de başta ABD ve AB ülkelerindeki büyük silah
tekellerinin hazırladığı Ortadoğu
hatta, Çin ve eski Sovyet topraklarının da tümünü
kapsayan bir yeni yapılandırma planında taraf
olan güçler var. Osmanlı Devleti döneminde I. Paylaşım
Savaşında Alman silah şirketleri için
Suriye, Lübnan ve Iraktan tutun Hazar Denizi ile Aral Gölü
çevresindeki topraklardan Moskovaya uzanan oradan da
Ukraynaya inen bir alanı sözde Osmanlıya
kazandıracaklardı.
Bu alandaki kardeşlerimizi kurtararak, Osmanlının
yeniden eski gücüne eriştiğini dünyaya kanıtlanması
gerekir diye savaşı istediler. Bu deli saçması
söylemle ülkeyi, Alman şirketler çıkarına
savaşa sürüklediler. Sonuç; Osmanlı saltanatının
bitimi olmakla kalmadı.
Anadolu, Ortadoğu ve Balkanlarda milyonlarca insanın
ölümüne, sakatlanmasına ve perişan olmasına
neden oldu. Bu alanlardaki tüm topraklar yıllarca
kullanılamaz hale geldi. Yollar, köprüler, şehir,
kasaba ve köyler yerle bir edildi, ormanlar, bahçeler,
ekin alanları kül edildi. O savaş bugün dünya
kamuoyunda Türkiyenin başını ağrıtan
Ermeni, Kürt, Suriye ve Yunanistan ile yaşanan Akdeniz
adalar sorununun kaynağını oluşturdu.
Türkiye başta olmak üzere bu alanlar, son yıllarda
toparlanabildi. Gelişen çağa uygun olarak kendi
gereksinimlerini kendisi üretmeye başladığı
andan itibaren dünya üretiminin hakemliğini yapan
silah tekelleri, bu alanlarda sürekli ellerinde hazır
bulunan kaos ve savaş planlarını yerli işbirlikçileriyle
masaya sermeye başlıyorlar ve başladılar.
K. Irak denklemi
Şu son günlerde iyice tırmanan Türkiye ile Irak
Kürdistanı olayı da, bu silah tekellerinin
masaya serdikleri hakimiyet planlarından başka bir
şey değil. Her konuşmada Kürtler kardeşimizdir
deniyor ama, günlerdir Kürtlerin yoğun yaşadığı
Irak sınırından Irak Kürdistanına
havadan ve karadan toplar yağdırılıyor.
Sözde teröristlerin peşindeler.
Bu kış günü her tarafın buz ve karla kaplı
olduğu ısının eksi 30 ile 40 dereceye
kadar düştüğü dağlık alanında
terörist durur mu? Hele kendisinin kaldığı
alan havadan bombardıman ateşine tutulacaksa,
orada kalması için bilerek ölümü bekliyor olması
gerekir. Eğer burada birileri, hem Türkiye, hem de
Irak Kürdistanı topraklarında bulunuyor ve
Barzani ile Talabaninin dışında örgütlenerek
hareket ediyorsa (öyle olduğunu dünya biliyor)
bilerek ölümü bekler mi?
Bu silahlarla ölen kim? Bu topraklarda binlerce yıldır
birlikte yaşamış kardeşlerimiz; adı
Türk, Kürt, Arap, Ermeni, Laz, Gürcü etniklerden
gelenler. Yok olan, verimsizleşen ekin alanları
hepimizin, yıkılan köprüler, evler, kasabalar, kül
olan bahçeler, ekin alanları hepimizin el emeği göz
nurudur.
Medya, köylülerin evlerinin nasıl yarıldığını,
pencerelerinin kırıldığını, çatılarının
uçtuğunu gösteriyor. Ölenler yaralananlar, sakat
kalanlar ve sakat doğacak olanlar bizim çocuklarımız.
Burada çocuklarımız için Nazım Hikmetin
şu dizelerini anımsamamak olur mu;
Kapıları çalan benim/kapıları birer
birer/Gözünüze görünemem/göze görünmez ölüler.
/.../ Çalıyorum kapınızı/ teyze, amca,
bir imza ver/Çocuklar öldürülmesin/şeker de
yiyebilsinler.
Savaş isteyenler rant sağlayanlardır
Bugün Irak topraklarına girerek kardeş savaşı
isteyenler, savaştan rant sağlayanlardır. Türkiyedeki
siyasi partilerin başlarındakilerin şarlatanlığına
aldırmamak gerek. Onlara şunu sormak gerek;
Senin çocuğun var mı, çatışma alanında
asker olan?
Kaldı ki bizim insani görevimizin, onların çocuklarını
da barış içinde huzur içinde yaşamasını
istemek ve sağlamak olduğunu biliyoruz. Çünkü
bizim yüreğimiz insan sevgisinden oluşmuştur.
Bizim savaş yoluyla rant elde etme ve ün yapma diye
bir derdimiz yok. Bu savaş çığırtkanlarını
görür ve onların sesini duyunca insan ister istemez
Alman şairi Bertoldt Brechtten II. Paylaşım
Savaşında yazdığı şu
dizeleri mırıldanıyor:
Almanya tepeden tırnağa silahlanırsa bir
kere/çok büyük belalar gelecek başına/ve
davulcu savaşını başlatacak.
Gene de Almanyayı sizler savunacaksınız/
tanımadığınız o yabancı ülkelerde/
savaşacaksınız sizin gibi insanlarla.
Davulcu saçma sapan söz edecek kurtarıştan/ama eşi
görülmemiş olacak ülkedeki baskı/Ve o
kazanabilir/Çok kazanabilir savaştan gayrı/Yitirilince
davulcunun savaşı/kazanılmış olacak
Almanyanın savaşı.
TV ekranında Ali Kırcanın programında
bir eski general mutlaka savaş istiyordu. Hükümet adına
orada bulunan milletvekili ise Siz daha önce bir, iki
kez değil, onlarca kez Irak topraklarına en modern
silahlarla girdiniz. Ne elde ettiniz? Sonucu Türkiyenin sırtına
yeni borç yıkmaktan başka ne işe yaradı?
dedi. Emekli general, hemen milletvekilinin sözünü
keserek şöyle bağırdı: Biz üç ayda
4 bin 800 kişi öldürdük. Tezkere
bekletilmeden uygulanmalı. İlk başta Barzani
ile Talabanin yerleri başlarına yıkılmalı
Bilir düşünmesini de
Burada da insan ister istemez Zülfü Livanelinin müzikleştirdiği,
yine B. Brechtin şu dizelerini anımsıyoruz:
Tankınız ne güçlü generalim/Siler süpürür
bir ormanı/Yüz insanı ezer geçer. Ama bir
kusurcuğu var/İster bir sürücü/ Bombardıman
uçağınız ne güçlü generalim/ Fırtınadan
tez gider, filden zorlu Ama bir kusurcuğu var/ Usta
ister yapacak/ İnsan dediğin nice işler görür,
generalim/ Bilir uçurmasını, öldürmesini, insan
dediğin/Ama bir kusurcuğu var/Bilir düşünmesini
de
Evet, savaş ölüm getirir. ABD 1990 yıllından
bu yana, her bayram ve her yılbaşı Irak,
Libya, Afganistan, Filistin, Lübnan topraklarını
kendisi veya İsrail eliyle vurdu. Irak konusunda son
zamanlarda tüm Irak halkı ve yeni parlamentosu özellikle
de Irak Kürdistan Bölge Yönetimi ile arasındaki çelişki
derinleşti. ABDnin bunlarla çatışma olanağı
yok. Yıllardır müttefiki olan Türkiye ordusunu o
alana çekerek veya çektirerek. Bir taşla iki kuş
vuracak. Hem Türkiyeyi hem de yeni Irak parlamentosunu
başta Kürdistan yerel yönetimi olmak üzere düzene
sokmak istiyor. Yıllardır Amerika adına Türkiye
ve Ortadoğuda silah temsilciliği yapanlara da böylece
gün doğdu. Çocuklarımızın kanı üzerinden
büyük para kazanacaklar.
Evet savaş ölüm getirir ve getiriyor da. Yine Nazım
Hikmetin sesiyle savaşa karşı çıkalım
hep birlikte:
Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır/bağırıyorum/O
diyor ki bana/ Sen kendi sesinle kül olursun ey!/ Kerem
gibi yana, yana /.../Deeeert çok, hem dert yok/Yüreklerin
kulakları sağır/.../ Hava kurşun gibi ağır/.../Ben
diyorum ki ona/ Kül olayım Kerem gibi yana yana/Ben
yanmasam/ sen yanmasan/biz yanmasak/nasıl çıkar
karanlıklar aydınlığa/Hava toprak gibi
gebe/Hava kurşun gibi ağır/Bağır,
bağır, bağırıyorum/Koşun kurşun
eritmeğe çağırıyorum...
Ben tüm Türkiye ve Irak halkını (Kürt, Türk,
Ermeni, Arap, Çerkez, Süryani, Acem kısacası her
etnikten, her inançtan inananları) savaş
tekellerinin ve onların yerli işbirlikçilerinin
planlarını bozmak için, gelecek nesillerimize
dost, özgür ve kardeşçe yaşanan bir Türkiye,
bir Irak, kısacası bir Ortadoğu, bir dünya bırakmak
için Barış istiyoruz! Savaşa hayır!
sloganlarıyla, pankartlarıyla sokağa döküldüklerini
görmek istiyorum. Selam olsun barışı
savunanlara!
04/11/2007
Günlük
Evrensel Gazetesi / Pazar Eki.
http://www.evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=19794
-------------------->
MAKALE ANASAYFASINA DÖNÜŞ
-------------------------------------->
|