|
TKP
NİN AVRUPA YILLARI MI,
TÜRKİYELİ GÖÇMENLERİN
AVRUPA
ÜLKELERİNDE
ÖRGÜTLENME MÜCADELESİ
Mİ
Ben geçenlerde Kölne bir yakınımın
evlilik törenine davet edilmiştim. Oraya değerli
araştırmacı Metin Gür ile eşi Insaf Gürde
davetli olarak geldiler. Kucaklaştık. Metin Gür
Nisan ayında ki Türkiyeli Yazarlar toplantısında
söz ettiği TKPnin
Avrupa Yılları adlı çalışmasının
birinci cildini tamamlamış olarak verdi bana.
Paketi açar açmaz alışık olduğum
taza boya kokusu sardı ciğerlerimi. Düğünde
herkes davul zurna eşliğinde ki Türküleri
dinleyip Anadolunun çeşitli yörelerinde ki türkülerle
halaya dururken biz Metin Gür ile Diyardan Diyara
TKPnin Avrupa yılları üzerinde konuştuk.
Konuşmamızın ağırlık merkezi
ONESCOnın 2002 yılını armağan
ettiği Türkçenin 20. yüz yılın en büyük
şairi olan Nazım Hikmet ile TKP ilişkileri
oldu. Elbete Türkiye halkının Avrupa ve Dünya
halkları ile olan ilişkilerinin Cumhuriyetten
sonraki gelişim çizgisi özellikle Avrupaya 1960 yılından
başlayan göçmenlerimiz ister istemez Nazım
Hikmet ile sanatının önüne geçiyordu.
Düğünde Türkiyelilerin o geleneksel çok yüksek
sesli Müzik yerine
daha modern, daha alçak sesli bir müzik olmasına rağmen
tam 7 saat sürmesi yormuştu beni. Ama buna rağmen
merakla eve varır varmaz kanepeye uzandım İstanbul
Günizi yayıncılığın kitaplaştırdığı
Metin Gürün Diyardan Diyara
TKP nin Avrupa Yıllarını okumaya
başladım. Uyumadan bitirdim. Beynimden binlerce
soru dolaşmaya başladı. Bir hafta kitabı
rafta bıraktım. Sorular içimden daha da artmaya
başladı. Almanyada ilk örgütlenmeler, yüksek
okul öğrencileri, aydın, öğretmen, işçi
insanların çabaları ve bugün biz Avrupada yaşayanlar
ve geldiğimiz ülke Türkiyenin bugün konumu nedir?
Türkiye kökenli Avrupada
kırk yıla yakındır yaşayan
beş milyon civarında insan, ne kadar ülkeye
bilimsel olarak burada ki gelişmeleri aktardı ve
oradan buraya ne getirdi, ne aktardı?
Böyle onlarca soruya
yanıt olacak içerikte olduğuna inandığım
için Diyardan
Diyara TKPnin Avrupa yıllarını
yeniden okudum. Notlar aldım. Kitabı gene
bitirmeden bırakamadım. Kitap Almanyada daha
1960 yılların ortasında örgütlenen işçilerin
çeşitli demokratik örgütlenmelerini ve çıkardıkları
bülten ve gazetelerden örnekler ile onların
çalışmaları ve hedeflerini sunuyor.
Bu çalışmadan ortaya çıkan işçi yazar
Fetih Savaşçıdan tutun,
Sendikacı Yılmaz
Karahasandan, Araştırmacı,
bilim adamı Oren Arastan, onlarca işçinin,
işçi eşinin, annesinin veya bir sevdiğinin
ayrılık anından söylediği türkülerden,
yazdığı mektuplardan, anılardan parçalar.
Yurt dışında yaşayan TKP ve İŞÇİ
Partisinin yöneticilerinin yakınında
bulunanların anılarını kapsıyor.
Bin bir renkli bir resim tablosu sanki. Yılardır
beynimdeki sorulara kaynaklık eden ve bir türlü ayrıntılarını
yakalayamadığım iki önemli çizgiyi bu
kitapta saptadım.
Birincisi bu kitap
Kurtuluş Savaşından sonra Türkiyede halkın
bağımsızlık ve kalkınma istemlerini
dile getiren güçler ile devlet içinde Cumhuriyeti çağdaşlaştırarak
sürdürmek isteyen güçlerin Avrupada ki örgütlenme ve ülkeyi kalkındırma çabaları.
İkincisi,
Cumhuriyeti tekrar Fundamantalist bir Osmanlı uzantısı
haline getirmek isteyen güçlerin hem Türkiye içinde
hemde Türkiye dışında örgütlü
faaliyetleri.
Bu
kitapta bu iki temel konu yukarıda söz ettiğim anılarla,
şiirlerle bütünleştirilerek oldukça ustaca, bir
şiirsel estetik inceliğiyle işlenmiş.
Almanya başta olmak
üzere Avrupa Sanayi ülkelerine insanlarımızın
iş gücü olarak göç
etmesiyle eski mandacılığ savunan güçler
Avrupalı eğemen güçlerle iş birliğine
giderken, bunlara karşı hiç bir yerden destek
almayan Türkiyenin bağımsızlığını,
ulusal gelişme yoluyla sosyal ve sosyalist
bir gelişmiş ülke olmasını
savunanların arasında bu ülkelerde de kıyasıya
bir savaşımın sürdüğünü ortaya
koyuyor. Avrupaya iş gücü olarak gelen insanımızın
burada okuyan ve beli bir bilince erişmiş olan
insanlarımızın sadece günlük sorunlarını
çözümlemekten ziyade burada ki demokratik gelişimi,
sendikal ile sivil kurumlarının örgütlenmesini
kavramaya çalışması gelişmeleri ve gözlemlerini
Türkiyeye yakınlarına
aktarmasında rahatsız olan güçleri ortaya
koymaktadır.
Özellikle İslam-Türkçülüğü
tezini savunarak ülkeyi batının gelişmiş
ülkelerin mandası altına sokmak isteyen güçlerin
hedeflerine ulaşmak için demokrat, devrimci güçleri
nasıl asılsız gerekçekerle Alman ve Türkiye
yetkili mercilerine şikayet ederek örgütlemeleri
engelleme çabalarına karşı gösterilen
tepkilerin canlı bir belgesi. Özellikle büyük elçilik
ve konsolusluklar bünyesinde çalışan
bazı görevlilerin ırkçı ve dinci
guruplardan yana aldıkları rolleri anlatıyor.
Hem Avrupa devletlerinden hemde Türkiye devletinin
resmi kurumlarından destek alan bu sahte Islam ve Türkçü
güçlerin karşısında aydın ile
yurtseverlerin örgütlenmesi ve TKP nin devrimci tavrından,
yayınlarından özellikle Bizim Radyo,
Budepeşte Radyosu ve Sofya Radyosundan
nasıl destek almaya çalıştıklarının
bir anı defteri sanki.
Elbetteki kitabın
başından sonuna kadar göçmen işçilerin ilk
örgütlenmeleri, sınıfsal çatışmaları
ve özellikle nasıl çalıştıkları
ile Türkiyeyi doğa güzellikleriyle, kültürüyle, içinde
bulunduğu coğrafik konumunun önemiyle tanıtmaya
çalıştıklarını ve nasıl
yorulduklarınında bir günlüğü olduğu
açıktır.
Bu
kitap dikkatle okunduğunda bu içinde kırk yıldır
yaşadığımız bu Avrupa ülkelerinin
neden Türkiyeyi kendi içlerinde görmek
istemediklerininde bir ana tablosu ortaya çıkıyor.
Bence sadece her yurtseverin, aydının, öğretmen
ve sosyal pedegogun değil her işçinin ve her
meslekten insanın bir baş ucu kitabıdır.
Mutlaka okumak gerek.
Metin Gürün bu yıllarca
saklı kalan bir çok olayı derleyip gün
ışığına çıkarmasından
dolayı ve Günizi Yayınlar ile Cumhuriyet
Gazetesinin bu çalışmayı
yayınlayarak gelecek kuşaklarımıza
ışık tutmalarından dolayı kutlamak
gerek.
Denemeler
sayfasına dönüş ----------------------->
|