|
Bayram
da "Bulutlar ve Ben" Şiiri
Bugün Bayramın üçüncü günü bizim telefon sürekli dost ve Akrabaların aramsı
nedeniyle meşguldü. İyi ki bayramlar var. Yoksa
sürekli iş, çocuklar ile günlük sorunlarda fırsat kalmıyor yeterince uzak ve yakındaki
dostları aramak için.
Bayramlar var olduğundan beri varlıklı veya
fukara bayramlarda hep üstüne başına daha çeki
düzen verir. Olanakları varsa üstlerine yeni giysiler
ve ayaklarına yeni kundura alır.
Elbette olanakları ölçüsünde yakınlarına
dostlarına da hediyeler almaya çalışır.
Halkımızın çok güzel bir sözü vardır
dostun dostuna uzattığı yarım elma gönül
almadır.
Ben çocukken en çok sevdiğim koç kurban olarak kesildi. Elime geçen, şekerleri,
kuru üzüm dut gibi tatlı yemişleri
kendim yemezdim ona yedirirdim.
Her yıl bir kaç erkek kuzu koç olmaları için
ayrılırdı. Sonra satılırdı. Eğer
yetişen Toklulardan biri evin koçlarından
birinden iyi olursa en yaşlısı satılırdı.
O artık sürünün koçu olarak kalırdı.
Ama benim ilk okulla başladığım yıl
tam 8 yaşında olan
ve gözlerim kadar sevdiğim, yemediğim
yedirdiğim koç satılmadı. Kurban bayramında
adak olarak kesildi. Üstelik gözlerimin önünde. O günden
beri hiç kanı ve Bayramlardan kesilen hayvanların
etini sevmem. O
günden bu yanı hep bir canlının başka
bir canlıya kurban edilmesine karşı çıktım.
Ancak buna rağmen hayvanlar kesilmeden de
bayramların güzelliklerini çağdaşlaştırılarak
sürdürülmesini istedim.
Nasıl mı? Bizim beş evlik Memke Pexoların hepsinin kurbanlarını büyük
amcam Alibeyin oğlu Kalo (biz hepimiz ona Kalko
derdik) keserdi. Erkek, kız çocuğu demez hepsinin
alın ortasına kana batırdığı
baş parmağını
yapıştırırdı. Sonra gülerdi
Ah şuna bak gökteki
kızıl yıldızlardan biri gelip alnının
ortasına konmuş derdi.
Hemen peşinde bir Mani dörtlüğü okurdu.
Sesi güzeldi. Elif
yengem güzel
sesiyle eşine
eşlik ederdi. Hepimiz her yıl tekrarlanan bu olaya
ve cümleye bu bayram manilerine alışıktık.
Anacak yeni onu
gören ve tanıyanlar için süprüzdü.
Ben Orta okuldan sonra büyüdüğüm köyüdeki
akrabalarımın
o fıkralı, mizahlı, manili kurban
bayramını yaşayamadım.
Kardeşlerimden, yakın dost ve arkadaşlarımın
da bayramlarda aldığım hiç bir hediye beni
Kalkonun bayramlarda kestiği kurbanlıklarda okuduğu
maniler ve espriler kadar sevindirmedi.
O güzel ses, o güzel maniler, Yengem Elifin çocuklara
avuç avuç kuru üzüm, şekerleme, leblebi karışık yemiş dağıtmaları, dağıtmadan
önce çocuklarla manileri tekrarlatarak söylemesi, ardından
çocuklarla el elle tutuşup halay çekmesi gibi
bayramları hep özledim..
Geçen Şeker Bayramında sevgili Şah Turna
ve sevgili eşi
Ozan Şiar Candan iki şiir almıştım.
Benim için en güzel hediyeler olmuştu
Ortaokuldan o güne kadar aldığım
hediyelerden.
Bu bayram öncesi binlerce yıldır beraber yaşayan Anadolu topraklarında
onlarca medeniyete imza atan kardeş halkları bir
birine karşı öfkelendirecek, tarihe silinmeyecek
kan ve öfke bırakan, Amerikan silahları tam 8
haftadır gece gündüz Fırat ve Diclenin iki
yanında dağı, taşı, bağı
bahçeyi ateş kusuyor. Bu Silahların iki taraftan
da kimin kullandığı önemli değil önemli
olan işlevi.
Bu bayram günlerin de akan kan, yanan, yakılan
bombalanan topraklar bizim topraklar. Sonra 8 haftadır
durmadan savrulan bombalar, top mermilerinin yerine
yenisi Amerika, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi silah
üreten ülkelerden alınacak. Bu ülkelerin silah
sanayi kar üstüne kar eklerken Türkiye ve Irak halkı
kalkınma ve eğitim yerine elindekini avucundakini
onlardan alacağı yeni silahlara yatıracağı
için daha da fukaralaşacak. Hele bayram gününü de içine
alan zamanlarda akıtılan kan kimin
ve nerede olursa olsun o ortam kolay kolay bir daha
huzur bulamaz. Hele birde
bu akıtılan kan kardeş kanıysa
çok daha
beterdir gelecek.
İşte ben bir barış ve sevgi adamı
olarak bu bayramda bu yaşananların acısını
çekerken sevgili Hocam
Ressam ve
yazar Prof. Hasan Pekmezcinin bize yolladığı
şu Yunusça
dizeler beni çocukluğumda ki bayramlara götürdü. Bu
şiiri okuyan her insanın seveceğine inandığım
için sizlerle paylaşmak istedim.
Bulutlar
ve ben
Çok keyifsiz gördüm bugün gökyüzünü,
İçim daraldı ve yüreğim buruk.
Mavi desem değil, sevgisiz
Bir karabasan,
Kara günlerden arta kalan.
İç açıcı bir mavidir gökyüzü dediğin,
Pırıl pırıl parlayan yüreklerden bir
iz.
Göz bebeklerinde ışıltısı yaşamın,
Yüzün, ruhun, say ki bir ayna,
Aydınlık imlere taşıyan ve mutlu,
Hele duygun bir gününde insanın,
Coşkudan yana, sevdadan yana.
Soru üstüne soru: Biz kimiz?
Kara günde demir bir balyoz ağırlığı
İnsancıklar neylesin tepelerinde sevgisiz,
Kol gezerken bulutlar pür hiddet,
Bir o yana bir bu yana.
İzidir bu, bir deli tufanın, yanıltmaz beni
sezgim,
Hazır ol kavganın en hası kapıda,
Yaşam dediğin kavgadır kavga
Çelik çomak oyunu değil.
*
Titrerken benliğim, elim, ayağım,
Can yakan her anıyla,
Sorgu-sualle sarılıverince her yanım yangın,
Duygum neylesin, coşkun hayallerim
Günü gelende bir alev gibi yakınca,
Aklım beni terk ederken isyan üstüne isyanla
Kızılca kıyamet boşuna değil.
Elim sende oyunu neresinde kaldı yaşamın
Dünle, geçenle, bu zamanla,
Her yarış başlangıcıdır yeni
bir kavganın
Yaşam tutkusu bu, oyun değil.
*
Hüznün yaktığı kimsiz, kimsesiz bir yüreğim,
Ta kendisi sevgisiz bir kimliğin kapı aralığında,
Kara bulutlara eş, hiç sevmediğim.
Karabasanın sardığı iç dünyası,
Kara bir dünya yaratır, sevgi değil.
*
Birbirini kovalayan sorular içinde,
Uyur-uyandı beynimde bir düşsel imge
Ne zamandır nicedir bilmediğim.
Olası mı olası, işte gerçek, hayal değil.
Şans ki ben, sen, o; aklım ve elim
Ve yüreğim var dahası ve alâsı
Boyalarım, fırçalarım var hayallerim
Kanım-canım, rengim,
Varsıllık içinde rengârenk imlerim.
Zamanın yumağı darmadağın
oluverince
Dört bir yana saçılan bir kara kutu misali,
Beni bana taşıyan çocuk günlerim.
Sevgisiz, günler ve geceler doğurtan ellerimde
Şimdi sevgi doğuran maharetim,
Emeğim, yüreğim, coşkum, alın terim
İyi bilirim, inancımdır, öyle bilirim
Ve kuralıdır yaşama saygının,
Emeksiz el, el; sevgisiz emek emek değil.
*
Yapayalnız gecelerin karanlığında
Alabildiğine dostum, eşim, sırdaşım,
özdeşim, hayalim,
Bin bir gece masalları tutkular taşıyan
birbirimize.
Benden, senden, bizden ve geçmişten geleceğe.
Çocukça ve hilesiz bir rüyanın elinde.
Geçmişe, güne, geleceğe bir iz
Hayatın ta gerçeği masal değil.
*
Hayallerim, aklım, duygularım, sevgim,
Bütün renkleriyle yüreğim ve keyfim.
Art arda kimi renksiz, kimi renkli,
Yepyeni bir dünya kurmak için özgür
Birbirine sevgiyle eklediğim.
Bu benim tutku merdivenim, ufkumu açan,
Önümde yeryüzü, önümde gökyüzü sonsuz mu sonsuz
bir deniz,
Taşır beni, seni, bizi, sınırsız
sevgiyle
Coşkun sularıyla Akdeniz, Karadeniz,
Ey Ummanlar neredesiniz
Yunmuş yıkanmış yüreğinde aklımız,
düşüncemiz,
Tortulu kapkara bir yürek değil.
*
Dayadım bulutlara, merdivenimi
Doğa bu, bütün renkleriyle anlar beni.
Boyalarım kanım-canımdır bil ki,
Tırmandım gökyüzüne bağırdım
mecnun gibi,
Ey gökyüzü sana geldim sevgiyle
Kucakla ve sar beni.
Başlayarak en koyu, en karamsar yerinden
Coşkulu bir gök mavisi engin mi engin,
Yeşille mavinin kardeşliği,
Anamın diktiği ilk elbisemin rengi.
Gerçek mi gerçek, hayal değil.
*
Boyadım, boydan boya,
şimdi bembeyaz bulutlar
Küme mi küme kuşlar ekledim özgürce
Alt alta ve üst üste coşku mu coşku içinde,
Ekledim kendimi, eşimi ve sevdiklerimi,
Ebemkuşağı çepeçevre bütün renkleriyle,
Bütün dilekleriyle bahtsız insanların
Bin bir dilekle altından geçebilmenin keyfiyle.
Aydınlanıverdi yeryüzü, birdenbire
Yeşiller yemyeşil, yeni bir hayat gibi
Kırmızılar kıpkırmızı
ateş, sarılar sapsarı altın,
Maviler masmavi geleceğim,
Çiçekler çiçek, çocuklar çiçek gibi,
İçim cız eder zaten çocukları görünce
Parçalanır bir yerleri yüreğimin.
Kimi yürekler aydınlık, dileğimce.
Dileğince mutlu sandığım insanlarım,
Kimi adam gibi adam,
Kimi kapkara nedendir bilemediğim,
Hep kara olduğundan yürekleri.
Suç sende ve bende değil.
*
Ey ebemkuşağı, ebemkuşağım
Emeğim, alın terim, idealim, hayalim,
Bir dileğim var senden,
Mal değil, mülk değil bil ki,
İnsan gibi insanlar ve akıl mı akıl,
Ak pak yürekleriyle,
Sevgi getir sınırsız, börttü böceğiyle,
Ellerinde çiçekler, çiçek gibi insan yüreği,
Tek dileğim çiçek gibi yüreğimize,
Mutluluk denizi, çoraklık değil.
Bu çağımızda Yunusça, Pir Sultanca
ancak köyden çıkarak, öğretmen okulun
dan geçerek Hacettepe Üniversitesinden Profesör olmuş
ve oradan çocuk sanat anlayışını elle
alarak ciltlerce kitap yazmakla kalmamış, fırçasından
akan yüzlerce resim tablosu
ile çağdaş Picasso olarak anılarak
onlarca ülkenin en
iyi müze ve galerilerini dolaşan
Prof. Hasan Pekmezci den başka
kim yazabilir ki... Prof. Hasan Prekmezcinin bu başarısı
sadece ülkemizdeki çok kültürlülüğün verimliliğini
ortaya koymakla kalmıyor. Köylü ve işçi çocuklarına
olanak verilirse ülkesinide yükselerek dünya bilim
alanları arasındada ülkesini başarı ile
temsil edebileceğininde en iyi kanıtı.
Köyü daha doğrusu doğayı iyi tanımayan
bir insan ne kadar zeki olursa olsun, ne kadar arkasında
güçlü bir sermaye olursa olsun, sanayi alanlarından
aldığı bilgi ve birikimler iyi bir bilim adamı
olmasına, mükemmelleşmesine yetmez, mutlaka bir
yanı eksik kalır. Çünkü sol beyinin pozitif
bilime açık olması yetmiyor, sağ beynin de
gelişik olması doğadan var olan imgeleri
yakalayıp sanayi alanındaki pozitif bilimle birleştirmesi
gerekir ki yeni imgeler
yakalayabilsin. Yeni icatlara imza atsın ve görülmeyeni
görebilsin, cesaret edilmeyene cesaret edebilsin.
İşte Hocam Prof. Hasan Pekmezcinin başarısı
köyden çocukluğundan aldığı doğa
sevgisini kentteki okullarda
aldığı pozitif bilimlerle aynı ölçüde
birleştirebilmesindendir. Bu onun kişiliğinde bilimle beslenen aklın süzgecinden geçen bir insan hümanizmini
geliştirerek çağdaş Yunus mertebesine ulaştırmıştır.
İnsanın etnoloji ile birlikte sosyal gelişmesi
incelendiğinde görülecektir kişi hangi mevki ye
kadar yükselirse yükselsin sağ beyin ile sol beyin
birlikte gelişmediyse
tek yönlü ön yargılı oluyor, olayları,
sabırla irdeleyen olamıyor. Bunlar genellikle başkasına,
farklılıklara hoşgörüsüz ve tahammülsüz
olmakla da kalmıyorlar. Baskı uygulamayı, işkence
yapmayı, canlı öldürmekten hoşlanıyorlar.
Irkçı oluyorlar, savaştan yana oluyorlar. Kaos,
kargaşa ve savaş yaratmayı seviyorlar.
Şu
bayram gününde akan kandan, savaş haberlerinden, yaşanan
yoksullukların acısından bir nabız da olsa bizi uzaklaştıran
bu şiir için Hocam Prof. Hasan Pekmezciye candan teşekkür
ederken siz okuyucuların da gelecek tüm bayramlarınızın,
yaşantınızın bu şiir gibi güzel
olmasını dostluğu, sevgiyi barışı
içermesini, kısacası hiç bir canlının
başka bir canlıya kurban edilmediği
bayramlarla dolu olmasını dilerim.
22 Aralık 2007
Makaleler
Listesine dönüş ------------>
|