Satrtsite / Anasayfa       Künstlerhaus           Sanatçılar Evi-Göynük
           

  Biografie     Gedichte     Erzählungen        Artikel                    Bilder       

    Yaşam        Şiirler        Öyküler          Makele/deneme   Resim /Fotoğraflar 

 Deutsch       

Türkisch     

 
 
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   

 

 

Çok Kültürlülük Zenginliktir
 

Dünyada, savaşa karşı çıkmak insani bir görevdir. Dünyanın neresinde olursa olsun eğer bir insan dahi 

renginden, kültüründen, konuştuğu dilden dolayı baskı altındaysa, zordaysa o ülkenin topu zan altındadır. 

Utanmalıdır. O ağır yükten kurtulmak için bu kötülükleri yapanları lanetlenmelidir. 
Ayrıca tarihi, kültürü, etnolojiyi, toplum psikoloji ve gelişen çağın teknik, sosyal ve politik bilimleri alanında 

sağlıklı derin bir bilgiye sahip olmadan konuşmamak gerek. 
Eğer Türkiye de etnolojik ve sosyolojik olarak toplumların yerleşimini konuşmak gerekiyorsa onu da 

irdeleyerek, bilerek konuşmak ve yazmak gerek. Türklerin Anadolu’ya 11.yy yılda göçünü Kürtler 

desteklemeseydi. Arap ve Acem ile Afganlara karşı 52 bin silahşor göndererek yardim etmeseydi, bugün 

Anadolu’da olmayacaklardı. Kürtler, Lazlar ve Ermeniler bu gün ki Türkiye ve Ortadoğu'da Iran, Irak, 

Suriye gibi geniş bir alanı kapsayan toprakların yerli halklarıdırlar. 
Bunların yerli halkları olmalar ve Türklerin Ön ve Orta Asya’dan göçebe olarak gelip bu topraklara yerleşmeleri 

Kürt, Laz, Arap, Acem ve Ermeni Halklarıyla kaynaşması ve akraba olması elbette tarihsel olarak renkli güzel 

bir kültürler mozaiğinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu dünya kültürünün renklenmesi, insanlığın bir birini 

anlaması içinde güzel bir olay ve örnektir. Selçuklular ve Osmanlılar bu konuda farklı kültürleri koruma titizliğini 

Cumhuriyet döneminde daha bilinçli ve daha akıllıca becerdiklerini rahatlıkla söyleye biliriz. Elbette onların matbaayı 

ret etmeleri, makinenin, ülkeye geç gerişi Osmanlı Devleti'nin yıkılışının ortamını hızla hazırlamıştır. 
Elbette kurtuluş savaşının kazanımlarına sahip çıkılmalı. Ancak Cumhuriyetin gerçekten çağa yaraşır bir demokrasi  

sistemi olması ve var olan hakların sosyal alanda geliştirilmesi savunulmalıdır. Yaşadığımız bu yüz yılda kötü olan bazı 

savaştan çıkarı olan kesimlerin  Cumhuriyeti savunma maskesi altında çok kültürlülüğü teke indirgemeye çalışmasıdır. 

Tıpkı Hz. Muhammed’in torunlarını ve amcası oğlu, damadı ve Halife olan Hz. Ali'yi yok etmek isteyenlerin onlara 

karşı Kuranı süngünün ucuna takıp savaşa yürümeleri gibi,  günümüzde de Cumhuriyet ve  Kurtuluş Savaşı’nın 

bağımsızlık alanda kazanımlarını bayrak ve Mustafa Kemal Atatürk'ün Posterlerine sarılarak caddelere dökülüyorlar. 

Bu maske altında Ortadoğu ve Balkanlarda sürekli bir savaş ortamı yaratarak bu birlikte yaşaması gereken çok güzel 

bir renkliliği birini öbürüne yok ettirmeye, fukaralaştırmaya çalışıyorlar. Oysa çağımızda Kürtler, Türkler, Acemler, 

Araplar, Ermeniler, Rumlar ve daha onlarca milliyet ve kültürden gelenler akrabadır. Et ile tırnak gibidir. Ama bir 

parmağı sadece ette oluşturamazsınız. Tırnak, kaslar, et, kan, deri, beyin ve diğer organlar ile canlı bir bağı olduğu 

zaman canlıdır. El, kol ve tüm vücut ile bütünleşen ve yaşayan, canlı işe yarayan bir parmaktır. Ülkemizde de farklı 

kültürler, diller bir vücudun bütünlüğünü, yani Türkiye’mizin bütünlüğünü oluşturuyorlar.
Türkiye'de hata tüm dünyada birlikte yaşayan toplumlar çok renkli güzel bir resim tablosunun renkleri gibi iç içe 

geçerek ama varlıklarını da koruyarak yaşarlarsa biri öbürünü besler, yeni imgelere, icatlara imza atar. 

Ülke toplumuna, özellikle genç nesillere  yeni yeni kapılar açar, dünya toplumları arasında kültür, sanat ve bilim 

alanında en ön saflarda yer almasını sağlar. 
Toplumlarda kemiksiz, kassız bir et yığını gibi olursa çürümeye dağılmaya, yok olmaya mahkumdurlar. 
Bu nedenle, Kürtçe’nin, Lazca'nın,Arapça'nın, Acemce'nin, Rumca'nın, Ermenice'nin, Yahudice'nın, Arnavutlukça'nın 

kısacası tüm yerel dillerin Türkiye’de eşitçe kardeşçe varlıkları oranlarında okullarda, anadil dersleri olarak kendilerini 

geliştirmeleri olanağını mutlaka bulmalılar. Bundan korkmamak gerek tersine bu ülkenin zenginliğini ve dünya dillerinin 

merkezi olmasını sağlar. Bu gün var olan turizm alanında da en az yüz kat artırır. Diğer ticari alanlarda da artırır. 

Daha çok önemlisi inanılmaz bir biçimde yeni icatlara imza atmasını sağlar ve dünya da gelişen tekniğin önüne çıkarır. 
Boşuna mı gelişmiş sanayi ülkeleri her yıl milyarlarca dolar harcayarak geri kalmış ülkelerdeki başarılı gençleri kendi 

ülkelerine almak ve onlara burs vermek için yarışıyorlar? Onlar bu gençlerin zekalarından yararlanmaya çalışıyorlar.  
Onların yaratacağı yeni icatlara kendi imzalarını atmalarını, kendi ülkelerinde geliştirerek dünya pazarında en önemli 

güç olmayı hedefliyorlar. 
Tekrar ediyorum, dil ve kültürleri yaşatmak tükenmekle yüz yüze kalan bir bitki ve Hayvan türünü yaşatmaktan çok 

daha önemlidir. Türkiye toplumu ve topraklarının akan kana değil barışa, teknik alanında, bilim ve kültür alanında 

atılıma gereksinimi vardır. Bunun içinde yukarda söylediğim gibi başta Türkçe, Kürtçe, Lazca, Arapça, Rumca, 

Ermenice, Yahudice olmak üzere hangi diller varsa hepsi yaşatılmalı, korunmalı ve onlara mensup insanlar yaşadıkları 

topraklarda kendilerini güvende, barış içinde görmeliler. Bu zenginliği korumaya ve yaşatmaya çalışmamız gerekir. 
Yurt severlerin görevi birinin öbürünü yok etmesinin ortamını hazırlamak değildir. Olmaz da, tersine Yurtseverler biri 

öbürünü korur ve yaşama olanağı yaratır. Sonuç olarak bir arada yaşayan yerel dilleri ve kültürleri bir zenginlik olduğu 

ve yaşatılmasının önemi kavranmalıdır korunmalıdır. Bu zenginlikleri yok etmeye çalışmak sadece ülkede çatışmalar 

yaratmakla kalmaz ülkeye gelecek nesillere hatta dünyamıza büyük bir ihanettir.  
 

10-10-2009

                 

 

 

                 Makale / Deneme Listesine Dönüs--------------->

 

 

 

 

 

 

 

          

 

Toplumlaar geçmişerınden  koparilmamalıdırlar.  Geçmişinden kopan veya  yok edilmeye çalışılan toplumların, kültürlerin üyeler birer serseri bombaya benzer ne zaman ve nerede patlayacakları belli olmaz. Patlayan bomba kendisi iler birlikte çevresini de parçalar, yıkar zarar verir. Ayrıca her kültür büyük bir hazınedir. Onu hovardaca harcamak, yok etmek insanın kendi geleceğine de  ihaneti olur...