Satrtsite / Anasayfa       Künstlerhaus           Sanatçılar Evi-Göynük
     Makaleler      Biografie     Gedichte     Erzählungen        Artikel                    Bilder       

    Yaşam        Şiirler        Öyküler          Makele/deneme   Resim /Fotoğraflar 

 Deutsch        Türkisch      

 
 
   
   
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
   
 

 

 

            Biri kırka yaran düşünce...

 

    

“DİLİMİN UCUNDA”  ve BAHAR MEVSİMİ

 

Nisan ayında toprağın taze kokusu, çiçek kokusu ve yağmur kokusu bir kilim deseni gibi geçer iç içe.  Sabah hava güneşli olur gömlekle çıkarsın çarşıya pazara yağmura tutulur sırılsıklam ıslanırsın.  Sahile  iner  o  turist kalabalığın olmadığı  dönemde sakin sakin dalgaların kıyıya vuruşuındaki sus sesini

dinler, gök mavisine doyasınca bakarken dağlardan inen taze çiçek kokusunu içine çekersin. Birden bulutlar üşüşür ve  döker avcundakini tepene.

Giysilerle denize dalmış gibi dönersin eve. Veya hava bulutludur, serindir, ona göre giyinirsin açılır hava, Temmuz ayı sanki. Güneşi, tüm sıcaklığını döker başına, ter içinde kalırsın.  Terin kokusuna deniz, toprak ve çiçek kokusu karışır. Islansan da, terlesen de bahar mevsimi tazelik ve mutluluk ayı olduğunu bir kez daha kanıtlar.

İşte böyle  bir anının bir anı tutmadığı Nisan ayında 18 Resamla Antalya Atatürk Kültür Vakfında Savaşa karşı halkların dostluğu ve kardeşliği için bir Resim Sergis düzenledik.

Benim başında bulunduğum  Radyo Kaktus Kurumu; Antalya  Sanatçılar Derneği ve Göynük Belediyesi’nin ortak çalışmaları sonucu gerçekleşen bir sergideki konuşmamın ardında gülüşleri anam kadar sıcak olan bir hanım efendi ellerini omuzuma koydu. Almanca “Ben  bir emekli  Almanca öğretmeniyim. Ben ilk kez böylesine kaliteli bir sergi izliyorum. Kutlarım sizi” dedikten sonra Almanyada gelişen resim sanatı üzerine sorular yönelti. Ben onun sorularını resamların yanıltmasını doğru olacağı düşüncesiyle onu Alman resam arkadaşlarla tanıştırdım.

Orada Ansan’ın başkanı  dostum Tecelli Sırma „Bir şiir haftası düzenledik. Bu proğramdan senin de Almanya’da  Türkçe yazılan şiiri değerlendirmeni istiyoruz. Bu önerimizi geri çevirmeyeceğini umarız“ dedi. Kabullendim.

ANSAN’da   çok kısaca Almanya ve Avrupa’da yaşayan beş milyon insanın  kendisine has ama Türkiye türkçesinin bir kardeşi olan bir dili ve bir edebiyatı geliştirdiğini örnekler vererek anlattım. Öğretmen hanım anlatımın peşinde gene o sıcaklıkla geldi, kutladı beni ve bana bir paket uzattı. Pakettei açtım.  “Dilimin Ucunda”  adlı bir şiir kitabı. Kapağında dikenli teller arasında bir  Karanfil resmi var. Bırakamadığım bir alışkanlık,  hemen kitabı açtım. İçindeki bir kaç kısa şiiri once sezizce, ardından şu dizeleri seslice okudum.

“Ay yağar sulara közlenir yangı

Atının yelesi martı kantlı

Sürmedi kimseler bu saltanatı

Karac’oğlan sen burada yoğ iken”

.....

Burada halk dili var dedim. Sürdürdüm yaprakları çevirmeyi. Bu dizeleri de okudum:

“Para pul, han hamam yoktur değeri

Insanlık ölçülmez ezelden beri

Sevgidir yok eden gamı kederi

Yüzünü çevirip vah ediyorsun”

Bu dizelerden dizeleri okuduktan sonra  bu kitabı bana hediye eden  hanım efendinin arka kapaktaki fotoğrafını gördüm.

   Bu dizeler bütün gece beynimde dolandı durdu. Unutup, uyumak istedim, edemedim. Kalktım pencereden  denizin üstünden parlayan  gece karanlığını yararak aydınlık saçan  Ay ve yıldızları  seyretim. İşte o an gene şiir kitabındaki şu dizeler döküldü dilimden:

 

“Nihavent çal bu akşam ay solarken

 Sesler perde perde eriyip gitsin

Gözlerim gözlerinde güfte akarken

Hangi iklimdeyim, ne bileceksin

 

Yorgun sokaklarda aradığım iz

Derinden derine saran tatlı giz

Dudaklarda beste olduk artık biz

Hangi şarkıdayım ne bileceksin

 

 Bu dizeleri okuyan her insanın seveceğine inanıyorum. Ayrıca hep halk dilini dünyanın her yerinde

en iyi kulananların kadınların olduğuna inanırım. Bu şiirler bu düşüncemi bir kez daha doğruladı diye düşündüm. Geçmişe inmeden Halide Edip’ten, Mine Ungan, Senur Sezer, Leyla Şahin, Gülseren Engin gibi onlarca kadın sanatçının yazılarını, öykülerini, roman çalışmalarına göz atıldığında hepsinin de biz erkek yazarların büyük çoğunluğundan çok daha güzel bir halk dili kullandığını görürüz.

Ancak adını verdiğim “bu  ve benzeri bayan sanatçılar da Metropollerde, yaşamasalardı acaba yeteneklerini sanat alanında ortaya koyma ve tanıtma olanakları olur muydu” sorusunu da  sormaktan kendimi alı koyamadım.

Bu yukarda  verdiğim dizelerin yazarı Bayan Nadire Sönmez  Mardin, Manavgat ve Serik’de öğretmenlik yapmış. Daha ortaokuldayken şiir yazmaya ve resim yepmaya başlamış.  Ancak emekli olup Antalya’ya yerleştikten sonra  Akdeniz Kitap Evi’nin sahibi ile tanışıyor ve ‘Şiirlerinin bir kısmını ‘Dilimim Ucunda’ adını taşıyan kitapta yayınlıyor.  Bu durum yaşamın  her alanında olduğu gibi  edebiyat ve sanat alanınındada  Metropol kentler de yaşayanlar özellikle varlıklı kesimlerin unsurları var olan olanaklardan en fazla yararlananlar olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum edebiyatımızın ve dilimizin zenginleşmesini engelliyor. Kısır bir döngü içine sıkıştırıyor. Zayıflatıyor. Çağın kalitesini yakalamasını ve dünya sanatı içinde layık olduğu yeri almasını engelliyor.

Öysaki taşra sadece ürettiği temel gıda madeleri ile büyük kentleri beslemiyor, dil ve kültür  alanında da metropolleri besliyor. Taşrada yaşayan insana edebiyat ve sanat alanının kapılarını, metropollerde yaşayanlardan daha fazla açık tutmak gerekiyor.  Bizim halk dilini böylesine güzel kulanan bir değil

binlerce Nadire Sönmez’e gereksinimimiz var. Bakın Nadire Sönmez’in şu dizeleri söylediklerimin doğruluğunu kanıtlamıyor mu?

“Hasretin yolları sarpa sarınca

Ümütler çaresiz, boşta kalınca

Yüreğim kor iken ateş alınca

Bir çığlık sel olup taştı mı bilmem

 

Düğüm düğüm çözülmeyen bilmece

Suçlu gibi suskun inen her gece

Uzaklarda hıçkıran mor menekşe

 Bir kaya dibinde soldu mu bilmem”

 

Umarım yayın evleri, kültür kurumları Nadire Sönmez’in ve onun gibi halk dilini iyi kulanan

taşra sanatçılarının  çalışmalarına olanak verir, dilimizin, edebiyatımızın

sanatımızın beslenme kanallarını çoğaltırlar.

 

 

 

        Nisan 2003

 

 

 

-------------------->  MAKALE  ANASAYFASINA DÖNÜŞ -------------------------------------->

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

     Makaleler

            Über mich     Gedıchte        Erzählungen                   Artıkel                              Bilder        

            Biografim        Şiirler           Öyküler                  Makele / deneme                 Resim / Fotoğraflar

 Deutsch        Türkisch