Startseite  / Anasayfa        Kunsthaus-Göynük      Sanatçılar Evi 
  

  Biografie     Gedichte     Erzählungen        Artikel                    Bilder       

    Yaşam        Şiirler        Öyküler          Makele/deneme   Resim /Fotoğraflar 

 Deutsch        Türkisch      

 
 
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
 

  FAKİR BAYKURT ALMANYADA HALEN ÖGRETMENLİĞİNİ SÜRDÜRÜYOR

  

   Fakir Baykurt Almanya'da halen Türkçe öğretmenliğini sürdürüyor. Türkiye'de  İstanbul Türk Dilini Ahmet Miskioğlu Mayıs sayısını ona ayırmıştı. Ardından Bilkent Ünüversitesi 'nin Edebiyat Bölümü doçentlerinden dil ve edebiyat uzmanı Gönül Pultar ve Selim Sunter'ın, titiz bir çalışmaya girdiklerini ve bir yayıneviyle anlaşarak Fakir Baykurt”u ve çalışmalarını değerlendiren yazıları toplayarak edebiyatımıza kazandıracak bir güzel çalışma yaptıklarını duydum. Çok sevindim.

   Elbetteki F. Baykurt'un hamurunu elleriyle yoğurarak Almanya'da oluşturduğu "Türkiyeli Yazarlar Çalışma Grubu"  ve "Duisburg Edebiyat Kahvesi''ndeki arkadaşlerı daha doğrusu öğrencileri de boş durmadı. Onun  son 20  yılını verdiği ve yaşadığı Duisburg Kentinde bir okula veya caddeye adının verilmesini istedi.  Her iki grup adına Yazar ve Öğretmen arkadaşımız  Mevlüt Asar  yoğun bir çalışma yürüttü. Onun çabalarını Almanya'da doğup büyüyen ve Fakir Baykurt'un öğretmenlik yaptığı okulda Türkçe derslerine giren ufkunu açan Mustafa Aslan Duisburg  Kent parlamantosunda destekledi. Kent Belediye Meclisi  Yeni açılan bir caddeye Fakir Baykurt adının verilmesini karar bağladı.

  11 Ekim günü büyük bir şölenle Duisburg. Homberg de bir Caddeye Fakir Baykurt adı verilerek caddenin tabelesi asılacaktır. Elbetteki Duisburg Kütüphanesinde çalışan Tayfun Demir başta olmak üzere  değerli dostlarımızın çabaları ve katkıları da burada anmak ve onlara teşekür etmemiz gerekiyor.

   Almanya'da Türkiyeli 2,5 milyon insan yaşıyor. Yeni yıldan itibaren Avrupa Birliği tek para birimine geçmiş olacak. Böylece Avrupa Birliği'de artık Amerika Birleşik Devletleri gibi  çok eyaletli, çok yerel hükümetli  bir devlettir. Kısacası Avrupa Birliği'nde 5 milyondan fazla Türkiyeli ve Türkçe konuşan bir toplum yaşıyor. Dünyamızda 2 milyondan daha az onlarca devlet olduğuna göre burada Türkçe konuşan büyük bir azınlıktır. Avrupa Birliğini oluşturan bazı devletlerden daha fazla bir nüfusa sahip. Öyle ise Türkçe konuşan bu büyük azınlık gelecek yüz yıllarda da  Avrupa Birliği içinde kendisine has, renkler yaratarak dil ve kültürünü geliştirerek yaşatacaktır. Kıbrıs Türkçesi nasıl Türkiye Türkçesinden farklıysa, ama kendisine has bir tadı bir güzelliği varsa, burada Avrupa Birliği içinde yaşayan beş milyondan fazla insanda kendisine has bir edebiyat, bir Türkçe dili geliştirecektir. Aynı zamanda Avrupa ile Türkiye arasında sadece siyasi ve ekonomik alanda bir küprü, bir bağ kurmayacaktır. Türkçe dilinin de daha zenginleşmesine renklemesine ve boy vermesine katkıda bulunacaktır.

   Fakir Baykurt'un Avrupa'da yazdığı tüm eserlere bakıldığında onun bunu gördüğünü ve işlediğine tanık oluruz. Zaten Türkiyeli yazarlar Çalışma Grubu ve Duisburg Edebiyat Kahvesi’ni kurması'nın nedeni de budur. O Türkiyelilerin yoğun yaşadığı her kentte Edebiyat ve Sanat grupları ve kahveleri oluşturulmasını istiyordu.

    Daha öncedende söylediğim gibi "Çağının tanığı olmayan bir yazar yoktur. Ancak Fakir Baykurt çağın tanığı olmakla kalmamıştır. Yeni nesilleri gelecek çağa daha yaraşır daha bilinçli taşımanın meşaleşini hep elinde tutan ve bu alandaki çalışmalara hep yol açan, yol gösteren bir yazar olmuştur."

   O Türkiye'de köy sorunlarını yazarak Türkiye'nin sanayileşmesinin kalkınmasının  ancak köylünün bilgiyle, teknikle donanmasıyala yani çağdaş olanaklara kavuşmasıyla olacağını kavratmaya çalıştı. Köy ve  kent ayrımının ortada kalkması ve Türkiye insanın  çağdaş bilgiyle donanması için mücadele verdi. Konuştuğu dili yani Türkçeyi arılaştırarak, en güzelini konuşmayı ve öğrencilerine öğretmeyi bir görev bildi.

   Almanya'ya ayak bastığı günden itibaren hızla gelişen bilgi aktarma tekniğini gördü ve önemini kavradı. Bundan Türkiye halkının en iyi bir şekilde yararlanabilmesi için burada yaşayan  Türkiyeli milyonların  bir motor gücü, bir bilim aktarma kanalı olacağını kavradı. Bunu en iyi başarabilmenin yolunun da yaşadıkları ülkenin dilinin yanında Anadilinin de mutlaka yaşatılamsı gerektiğini  anlatmaya çalıştı. Onu eserlerine yansıttı. Bunu her hangi bir ırk ve milliyetçilik açıdan ele alınmaması gerektiğini vurguladı. Çok dilliliğin hem başarı oranını artırdığını, hemde dünya halklarını anlamayı barış içinde bir aradaö yay yana yaşamayı kolaylaştırdığını vurguladı. Böylece dünya barışına da hizmet edeceğini anlatmaya çalıştı. Kısacası çok dilliliğin çok kültürlülüğün bir asıl avantaj olduğunu ve çok kültürlü bir dünyanın korunması gerektiğini ortaya koymaya çalıştı.

Böylece yazdığı  romanlarla, masallara, denemelere, şiirlerle çağına tanıklık etti. Oysa o hiç bir zaman çağa tanıklık etmeyi düşünmedi. Dünya halklarının insanca yaşama mücadelesinin yolunu aydınlatacağını aklın ucundan bile geçirmedi. Hiç bir eserini bu düşünceyle kaleme almadı. Ancak ondaki büyük yaratıcılık yeteneği, onun tüm eserlerini çağın birer günlüğü olarak ortaya çıkarmıştır. Bu  durumda onun eserlerinin gelecek çağlarda da bügünün tadıyla okunacağını göstermektedir. Çünkü onlarda insan, sevgisi, barışı işleyen, güzeli yaratmaya ışık tutan anlaşılır dil vardır. O, kaleme aldığı yazıları  Metin Gürle yaptığı  bir söyleşide şöyle değerlendirir: "Benim yazma  yöntemim katılımcılık diye özetlenebilinir. Köylünün yaşamını da, göçmenin yaşamını da, işçinin yaşamını da öyle yazdım. Düş gücüne güvenirim tabi ama yalnız ona yaslanmam. Yazmak itediğim yaşamı elimle tutacak derecede tanımak isterim. Bugün ki yazarın görevi doğru yazmaktır, doğru bilgi vermektir, doğruyu dosdoğru göstermektir. Son dönemde belgesel kitaplara gösterilern ilginin nedeni budur. Okur doğru bilgi istiyor. Yazar insan gerçeğini doğru görmeli, dosdoğru görmelidir. Bundan dolayı uzaktan baktığım, karşıdan seyrettiğim, elimle yakalayamadığım durumları yazmam, buna cesaret duymam..."

Fakir Baykurt bütün eserlerini böyle elle aldı. Türkiye'de özellikle  toprakla uğraşan köylülerin, kent kenar mahlelerinde yaşayan insanları ve onların işçileşirken hakim sınıflarla aralarından gelişen sorunları irdeledi, konu olarak eserlerinde işledi. Aynı şekilde Almanya'da ve dolaştığı tüm Avrupa ülkelerinde Türkiye'de göçüp gelen insanın buradaki yerlilerle kurdukları ilişkileri yaşam biçimini irdeledi. Başta hakim sınıflar olmak üzere tüm sosyal tabakalarla olan çelişkileri gün ışığına çıkarmaya çalıştı. Bence Fakir Baykurt'u en iyi  Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil'in şu sözleri tanımlıyor "Şunu biliyorum ki, F. Baykurt ve kuşağının yazarları, Türkiye koşullarınınn yarattığı yazarlardır. Bu bakımdan yüzden yüz bizimdirler."

   H. H. Korkmazgil'in bu söylediklerine şu çümleyi de eklemeliyiz: Fakir Baykurt  aynı zamanda Avrupa'ya Göç koşullarının ve Bilgisayar çağının yarattığı yazardır. O Anadolu halkına sarılarak dünya emekçi sınıfına mal olmuştur.

   Korkunç bir şavaş fırtınasının Ortadoğu Halklarının göklerinde dolaştığı bu günlerde "Türkiye Nereye Gidiyor" adlı eserin arka kapağındaki şu cümleler her dönem onun bilgisinden yararlanılacağını kanıtlıyor:

"Kalemimi, insan haklarına saygısızlık bitsin, öldürümler dursun, ülkemize bir an önce barış gelsin diye sivriltiyorum. Okurlarımı, yaşam koşulları, para durumları ne olursa olsun, okuyup öğrenmeye çağrıyorum." Fakir Baykurt'un bu çağrısına kulak vermek zorundayız.

     Onun Almanya'daki öğrencileri kalem arkadaşları ve Alman dostları onun öğretisini yaşatmak için adını bir caddeye verdiler. Bu sadece Avrupa Birliği'nde yaşayan Türkçe konuşan beş milyon insanın gururu değil, gelecek kuşakları da Fakir Baykurt gibi çalışkan olmaya, titiz olmaya, dil öğrenmeye, bilime, edebiyata ve halkların dostu olmaya motive etmektedir. Böylece o Almanya'da Türkçe öğretmenliğini sürdürüyor.

    Türkiye Cumhuriyeti'nin halka mal olması için, demokrasi için ve Türkçe'nin gelişmesi için gecesini gündüzüne katan bu büyük edebiyat ve bilim adamına 67 Milyonluk Türkiyen'in adını vereceği bir okulu, müzesi ve meydanı yok mudur? Her hangi bir yere Fakir Baykurt'un adını vermek sadece onu  onurlandırmaz. Bu genç kuşakları, içinde yaşadığı topluma hizmette, sanatsal ve bilimsel çalışmalara teşvik ede...

 

26.09 2001  

 

                      Anasayfaya dönüs----------->

 

 

 

  

 

                                                                                    Molla Demirel@gmx.de

 

 Sanatçının ve Sanat eserlerin asıl görevleri  insanı ve insanlığı daha güzel bir sosyal yaşantıya, barışa, sevgiye ve mutluluğa açılacak yollara ışık tutması ve aydınlatması olmalıdır.

 Deutsch        Türkisch