Startseite / Anasayfa
     Makaleler

  Biografie     Gedichte     Erzählungen        Artikel                    Bilder       

    Yaşam        Şiirler        Öyküler          Makele/deneme   Resim /Fotoğraflar 

 Deutsch        Türkisch      

 
 
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
 
 
 
 
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
 

            Biri kırka yaran düşünce...

 

    

AVRUPADA YAŞAYAN İNSANLARIMIZIN HİÇ BİR İSTEĞİ YOK MU?

 Türkiye de  ve  yurt dışında yaşayan insanlarımız için istesek de istemesek de bu izin ve tatil döneminde gündemi seçimler uluşturuyor. Bu konu işsizliğin yoksulluğun önüne geçti.

Türkiye’ye izine gelen ve gelecek olan ’’Almancıları“ yani Avrupa ülkelerinde yaşayan insanlarımızın bırakacakları parayla esnafın yüzü birazcıkda olsa gülecek. Bankalar döviz toplayacak. Akrabalarda bol bol hediyeler almakla kalmayacaklar. Onlarda esnafla yarışacak, çarpa bildikleri kadar “Almancı” akrabalarını çarpacaklar.

Çarpılan Almancılar dönünceye kadar cebinde ne kadar paranın kaldığının ayrımında olmayacak. Medyanın gündemde tutuğu, güçlü gösterdiği partilerin tartışılmasına katılacak. Özünde yanisiyle, eskisiyle bu partilerinin hepsinin kadrolarının geçmişte devletin en üst makamlarında görev almış, denenmiş insanlar olduğunu anımsamayacak. Çok az insan “bu eski tas eski hamam” diyebilecek. Böylece fotbol takımı tutar gibi baba dostu partileri tutanlar hariç, hepsi medyanın ağzına bakacak. Medya kimi öne çıkarırsa o gün onu tutacaklar. Daha doğrusu görünen durum bu. Bundan geripsenecek bir şey yok. Geçmişi anımsama ve yorumlama yeteneğini yetirmiş toplumların genel durumu budur. Ancak Türkiye’de bu ortamı hazırlayan özellikle 1980 yılından buyana ülkeyi elinde tutan sadece siyasi erkler değildir. Kitlelerin beynini alak bulak eden, uyuşturan ve böylece bu soyguncu düzeni yönetenlerin peşinde kuzu kuzu gitmesini sağlayan medya tekelleridir. Bu güçler yıllardır ülkeyi bir çıkmaz sokağa doğru çektiler. Şimdi girdikleri çıkmaz sokakta kendilerinin de boğulmaması için yeni bir taktik oyunu sergiliyorlar.

Erken seçim, yeni partiler. Yeni diye ileri sürdükleri Partilerden biri AKP ve başkanı Teyyip Erdoğan eski  Milli Selamet Partisi ve Fazilet  Partisi’nin  ağır toplarında değil miydi? Hep Erbakan’ın sol yanında oturmaz mıydı?  Hememn hemen tüm arkadaşları aynı partiden geliyor. Bunlar uzun süre hükümet oldular. Ülkenin bu duruma gelmesinin koşullarını yarattılar. Dün ne yaptılarsa yarında aynısını yapacakları haklarında açılmış olan yolsuzluk davaları kanıtlamaktadır. Almanaya’da  Cem Özdemir sadece yasal yolda  düşük faizle bir kişiden para aldığı için, bu bir parlamentere yakışmaz denildiği an Millet Vekilliğinde çekildi ve bir daha  siyasete girmeyeceğini ve milletvekilliğine aday olmayacağını açıkladı.

Türkiye halkı da en az Almanya toplumu kadar, Cem Özdemir kadar dürüst kişilikli  siyasetçi isteme hakkına sahip olmalı.  Bu durumda bizimde Teyyip Erdoğan ve onun gibi hakkında  yolsuzluk davası açılmış adamların derhal siyasetten çekilmelerini istememiz gerekir. Eğer gerçekten temiz, ahlaklı bir toplum istiyorsak.

Öne çıkarılmaya çalışılan ikinci parti yeni oluçumcuların kurduğu  „Yeni Türkiye Partisi“ dir. İsmail Cem  geçmişte hem CHP’de Kültür Bakanı, olarak hem DSP’de Dış İşleri Bakanı olarak, iyi çalıştı. Saygınlık kazanan Türkiye’ye yararlı çalışmalar yapan ve bugüne kadar hakkında herhangi bir yolsuzluk dedikodusu çıkmayan bir kaç siyasetçimizden biridir. Ancak bu yetmiyor. Şimdi etrafındaki kadroya bakıyoruz büyük çoğunluğu CHP ve DSP döneminde hükümetin en önemli Bakanlıklarını veya Bürokratik mevkilerini alan insanlar. Yıllarca bu kadro ülkeyi sağlıklı bir düzeye çıkarmadıysa. Sosyal damokrat güçleri bölerek bunu nasıl yapacak? Bu durumda „ülkeyi savaşa sürüklemek isteyen ve Suidi Arbaistan veya İran gibi bir rejimi isteyenlerin ülkeyi ele geçirmelerinin ortamını yaratmış olmuyor mu“ sorusunu da sormalıyız. Bunu sormak bizim vatandaşlık hakkımız. Bu konuda duyurucu bir yanıt almalıyız. Yeni diye  tanıtılan ama geri planda brakılan, Karayalcın, Soysal; Bayar gibi isimlerin başını çektiği partilerin kadroları da bu ilk örneklerden bir farkı yok.

Bütün bunlardan önemlisi bu Avrupa ülkelerinde yaşayan beş milyona yakın insanımız 40 yıldır yaşadıklar ülkelerde gönüllü olarak Türkiye’yi temsil ettiler. Bugün on milyon civarında Turist  Türkiye’ye geliyorsa, onun en büyük teşvik  gücü bu Avrupa ülkelerinde yaşayan insanlarımızdır, onların güvencesi oldular. Çalıştılar diş ve tırnaklarından artırdıkları milyonlarca  dolları her yıl Türkiye’ye aktararak bütçesine katkıda bulundular. Yakınlarına  verdikleri destekle de  ülkede bunalımın hafiflenmesine katkıları oldu. Bunun karşılığında Gümrük kapılarında saatlerce bekletildiler, hakaretlere uğradılar, bol bol rüşvet vermek zorunda bırakıldılar.

„Bulunduğunuz ülkenin vatandaşlığına geçin, vatandaşlık hakkınızı yitirmeyeceksiniz„ denildi. Ardından ellerindeki Nüfus Cüzdanları, pasaportları alındı, yeşil, kart, sarı kartlarla aldatıldılar.

Türkiye dışında çalışan her memur devletten maaş alıyor. Türkiye’ye dönerken arbasını ve tüm ev eşyalarını gümrüksüz olarak rahtlıkla ülkeye sokuyor. yurt dışında yıllarca çalışan bir vatandaş aynı haklara sahip değil. Türkiye’nin  kültürllerinin, güzelliklerinin tanınması için gönüllü elçilik yapıyorlar. Bununla kalmayıp  ülkeye yolladıkları ve götürüp bıraktıkları döviz ile bütçesine, kalkınmasına katkıda bulunuyorlar. Doğrusu Türkiye’ye  yurt dışında çalışan bir vatandaş iki yıl dışarda sıradan bir memur olarak çalışan insandan çok daha fazla yararlı olduğunu ortaya koyacak yüzlerce  kanıtı var. Sırada bir memurla yurt dışında yıllarca çalışan bir vatandaşımızın aynı haklara sahip olmayışı bir adaletsizliktir.

Bu Avrupa ülkelerinde yaşayan beş milyon insanımız zaten Türkiye’yi Avrupa Birliğine taşımış. Türkiye bu kadar insanına çifte vatandaşlık hakkı sağlama ortamı yaratmadan Avrupa Gümrük Birliğine gitmesiyle yalnış iş yaptı ve aldandı. Büyük zararlar çekiyor,  Aynı hatayı Avrupa Birliği meselesinde tekrarlamaya çalışıyor. Türkiye bir daha aldanmamalıdır. Bu nedenle Türkiye seçim yasalarından önce Avrupa’da yaşayanlarla ilgili şu kararları almalıdır.

1.                       „Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı hiç bir şart altında vatandaşlıktan çıkartılamaz“ cümlesi Anayasaya konulmalıdır. Bu yasayla Almanya başta olmak üzere bir çok Avrupa ülkesinde yaşayanlar çifte vatandaşlık hakkı elde etmiş olurlar. Bunu gerekçelerini daha önce onlarca defa açıkladım.  Avrupa Ülkelerin de vatandaşı olan beş milzon insanıyla Türkiye Avrupa Birliğinin tüm olanaklarından yararlanır. Bunlada kalmaz Avrupa Birliğine şartsız girme olanağı bulur ve ayrıca Türkiye’ye onlarca milyar dolar yatırım için akar. Tüm ekonomik ve politik kapılar, kanallar Türkiye için açık olur.

 1.                      Türkiye dışında baş yıldan fazla çalışanların yurtdışında çalışan bir devlet memurun sahip olduğu tüm haklara sahip olmalıdır. Yani her beş yılda bir kulandığı vasıyatı, ve gerekli görüyorsa Türkiye’de bulunan evinin tüm eşyalarını yurt dışından gömrüksüz olarak getirme hakı yasalaştırılmalıdır.

2.                      Altı aydan fazla  yurt dışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bulundukları yerde mektupla veya  resmi bir kululuşa konulacak bir sandığa gitme yoluyla seçme ve seçilme hakına kavuşmalılar.

Bu istekler yurt dışında işçi olarak yaşayan ınsanımızın doğal vatandaşlık haklarıdır. Türkiye dışında yaşayan beş milyon vatandaşından bu doğal vatandaşlık haklarını esirgen bir siyasi erk zaten Kopenhag kriterlerini yerine getiremez. Türkiye’yi ne siyasi ne de ekonomik bunalımdan kurtarabilir. Bunları savunmayan yasallaşması için çaba harcamayan bir parti de yeni bir parti olmaz.

İnsan haklarını savunann Demokrat Medya da Avrupa ülkelerinde yaşayan insanlarımızın bu demokratik isteklerine kulaklarını tıkamamalıdır. Sesi olma görevini üstlenmelidir...

 

 Münster, 25 Temmuz 2002

 

 

 

                Denemeler sayfasına dönüş ----------------------->

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

                                                                          Email: MollaDemirel@gmx.de

     Makaleler

            Über mich    Gedichte      Erzählungen        Artikel                       Bilder        

            Biografim     Şiirler          Öyküler               Makele / deneme      Resim / fotoğraflar

 Deutsch        Türkisch