|
SUNU
Hasan
Yıldızın kitabından aldığım
şu mercan ışıltılı dizelerle söze
başlamak istedim. İnanıyorum ki
her
okuyucu bu dizeleri çok sevecek.
Dört
yanımı sardığında aşk tınıları
Yaşam
sevinci ile dolar taşarım
Deli
taylar gibi kırda bayırda
Kişneyip
içime sığmaz taşarım
Bazen
riya ile kirlenir yeryüzü
Denizler
ırmaklar irin kan akar
Bin
efkar okur canıma dost yüzü
İşte
o an ben yaşama küserim
Hasan
Yıldızın bütün çalışmalarında,
göç acı, isyan, umut ve sevgi iç içedir. Bunlar
usta bir resamın tabloda
işlediğ tamamen
iç içe geçmiş temel dört renk sanki. Çocuk
yaşta Bağlama çalmasını öğrenen
şair, küçük yaşta Cem törenlerinde söylenen
ilahileri, deyişleri, halk türkülerizle iç içe
olmaya başlamış. Hz. Muhamedin torunları
olan Hz.Hasanın
zehirlenmesi ve Hz. Hüseyinnin Kerbelada tüm akraba
ve yandaşlaının katl edilişi nedeniyle o
günden bugüne kadar yazılan, söylenen ağıtları
dinliyerek büyümüş. Bu Cem ayinlarında anlatılan
masalları, türkü ve ağıtları yüreğinde,
beyninde bir renkli ipek halısı gibi işlemiş.
Bunlara birde büyük baba ve bük annesi ile kendi anne ve
babasının küçük yaşta yurtlarından alınarak
zorla batıya sürgüne gönderilirken çektikleri acıların
anlatımları, onların dilinde oluşan, ağıt
ve türküler ekleniyor. Hasan Yıldız bir türküler
ve masallar okulunda yetişmiş sanki. Kısacası
daha küçük yaşta
göç, acı, umut ve sevgi
sevgi onun günlük ekmeği, suyu, içine çektiği
hava haline gelmiş. Sonra kendisi Adanaya güçüyor.
İlk gençlik ve sevdasını yaşıyor.
O göçün acıları yetmezmiş gibi oradan
Almanyaya göç
ekleniyor.
Her
göçte bir yanda zorluklarla uğraşırken öbür
yanda hep eline gazete, dergi kitap ne geçtiyse okumuş,
her kitapta, masallımsı ve şiirsel bir yan
aramış. Kendi acılarını dile
getirmekten çok, dostlarının arkadaşlarının
acılarını, sevinçlerini bölüşmek için
hep sazına sarılmış. İşçi
yurtlarında arkadaşlarının ayrılık
öykülerini ve türkülerini dinlemiş, onları
kendi acılarıymış gib yüreğinin
derinlikerinde, etinde kemiklerinde duyumsamış.
Onların umutlarına, sevincine sazıyla türküleriyle
katkıda bulunmuş. Sadece onların acılarını,
hasretini bölüşmek ve onları rahatlamakla kalmamış,
aynı zamanda arkadaşlarının,
çevresindekilerinin bir nevi ruhsal, pisikolojik bir terapi
aracı olmuş. Bu yaşam biçimi onun her şiirinde,
her anlatımında ve sazın
tellerine uzanan mızrabında akan seste
duyumsamak mümkün. Ancak o şiirlerinde, sohbetlerinde
acıları anlatırken bile insanı rahatlatır,
umuda taşır. Bu dize en güzel örneklerden
biridir:
Önümüz
de bahar umuda göz kırpar
Köklere
su yürüdükçe yeşerir hayat
Umut
özlemdir umut çocuk umut yarın
Gelecek
gelir güzelin elinden tutar
Hasan
Yıldız sadece sevda ve acıların şairi
değildir. Onun şiirine doğa sevgisi ve barış
tutkusu eğemendir. Doğayı savunur. İnsan
sağlığının, insan mutluluğunun
ancak güzel bir doğa ile, toprağı temiz işlenmiş,
suyu berrak, dağılarının, ovalarının
yeşilliklere donandığı zaman görkemleşeceğini
savunur. Endüstri attıklarının doğayı
kirletmesinin insana da acı vereceğini titiz bir
saraf ustalığı ile işler:
Tavında
ballanan al yeşil elma
Kurt
mu düştü narin gövdene
Yaşını
yaşıma kat acını pay et bana
Bu
yukardaki dizelerde anlaşıldığı
gibi Hasan Yıldız halk türkülerinin tadını
çağdaş-modern şiir yapısına taşıyor.
Bu dizeler bir edebiyat
bilimcisi, bir felsefeci için
önemli ve yüzlerce sayfa yazı yazmasi için
yeterlidir.
Kızarmış gelin
yanağıdır / Akşamın
ufkundan süzülen
güneş...
Hasan
Yıldızın şiiri sadece duygu yükülü
olmakla kalmıyor, asıl gücünü yeni imgelerden
alıyor. Söylenmemiş olanları söylüyor.
İmge Hasan Yıldızın şiirinde türküleşiyor.
Onun şiirinin kökleri halk türküleriyle, destanlarıyla
beslenmiş. İçinden geldiği kültüre yabancılaşmadan
dünyaya açılan bir pencere sanki...
<----------- Deneme Listesine Dönüş -------->
|