Statrseite   /  Anasayfa 

                       Artikel

         Biografie         Gedicht       Erzählungen              Artikel                    Bilder        

      Yaşamöyküsü     Şiirler          Öyküler           Makele / deneme    Resim / Fotoğraflar 

 Deutsch        Türkisch      

 

 

Inhaltsangabe:   

 

 

 

 Savas Ölümdür

Söylenecek Yeni Sözün  

Ana Dil İstemi 

İki Kanalda Beslenen Edebiyat

Dil ve Estetik

Kültür ve Dilin Önemi

Göçmen İşçilerın İstekleri

Fakir Öğretmen

 N. Hikmet'in Kitaplarından korkmak 

Irak ve Haçlı Savaşlar

Avruapada TKP Yılları

Bilim ve İnanç

Mahsuni Şerifin ardından

 Alevi Düşüncesi ve Teknoloji

 Kimden Yana İnsan

AhmetKayayı Anımsamak

Dilimin Ucunda

Nazım Hikmet ve İmdat Ulusoy

Almanya Devlet Başkanı J. Rau'ya 

Aciyi Cocuklar Çeker

Zorunda Zoruymuş Gurbette Ölüm

Şakirin Kitabı Güzellikler...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kontakt

Gastbuch

   
   

 

“100. Doğum Yılında Nâzım Hikmet“ Kitabı  Üzerine 

İmdat Ulusoy ile Bir  Söyleşi:

 „NAZIM  ARTIK   BİR  DÜNYA  ŞAİRİ...“

UNESCO geçtiğimiz yılı "NÂZIM HİKMET YILI" ilan etti. Almanya’da iki dilli olarak, şairimizin anısına Anadolu Verlag tarafından bir kitap yayınlandı. Almanya’da bazı okullarda ders kitabı olarak da tavsiye edilip okutulan bu kitap hakkında ve geçen „Nâzım Hikmet Yılı“  üzerine,bu kitabı  yayımlayan  Imdat Ulusoy ile bir söyleşi  gerçekleştirdim. Avrupada yaşayan insanla-rımızın,  özellikle aydınlarımızın ve gençlerimizin bakışını ortaya koyacağını düşündüğüm bu söyleşiyi ilgiyle okuyacağınızı umuyorum.
 Bize biraz kendinizi  tanıtır  mısınız ? ?

Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Almanca Bölümünü bitirdim. Urfa Kız İlköğretmen Okulu ve Mardin Lisesinden sonra, İzmir Buca Eğitim Enstitüsü Almanca  Bölümünde  öğretmenlik ve yöneticlik yaptım.

Bu sırada bir burs alarak Almanya’nın değişik kentlerinde Lüneburg, Passau ve Berlin)Goethe Enstitüsünün verdiği yabancı dil öğretimi üzerine seminer ve kurslara katıldım. Sonra  İzmir’e dönüp görevi bıraktım ve Bremen Üniversitesine gelip uzmanlık öğrenimine başladım. 1980 yılından bu yana Bremen’de bir lisede öğretmenlik yapıyorum.

 

“ Doğumunun 100. yılında Nazım Hikmet“ kitap fikri ya da projesi nasıl ortaya çıktı?

Bremen Eyaletinde Türkçe 2. yabancı dil olarak okutuluyor. Bir yarıyıl boyunca, müfredat gereği olarak Çağdaş Türk Şiirini ele alıp her yönüyle ders konusu olarak görüyoruz. Şiirimize getirdiği yenilikler, açtığı çığır ve şiirimizdeki tartışılmaz yeri nedeniyle doğal olarak Nâzım’ı ağırlıklı olarak ele alıyoruz. Iki yıl üst üste bu konuyu işlediğimizde öğrencilerin büyük bir hayranlık duyduğunu gözlemledim. UNESCO’nun 2002 yılını - bir yıl önceden konuşuluyordu zaten - „Nâzım Hikmet Yılı“ ilan etmesi konusunu sınıfta ele aldık. Gazete, dergi ve televizyonlarda çıkan haberleri, internet sayfalarını taradık ve “Ne yapabiliz?” diye konuştuk. Sonunda müzikli, şiirli, iki dilde büyük bir anma ve tanıtma toplantısı yapmaya karar verdik. Lisedeki müdürümüz ve öğretmen arkadaşlar da çok ilgilendiler ve desteklediler. Buna koşut olarak benim de daha önceden bir Alman arkadaşla bir araştırmamız vardı. Böylece iki çalışma aynı dönemde ve birbirine dayalı olarak yürüdü. Nâzım’a ait yapıtları, şiirlerini, hakkında yazılanları ve yaşamını araştırıp genel bir çerçeve  içinde kitabın içeriği  de ortaya çıktı.

 

   Kitaba katkıda bulunan yazarlara nasıl ulaştınız ve bu çalışmanızı nasıl karşıladılar?

Kitaba yazı yazmaları için yerli yabancı bir çok tanınmış yazar, sanatçı,öğretim üyesine çağrıda bulunduk. Çok olumlu bir yankı aldık. Bir çoğunu ( Server Tanilli, Adnan Binyazar, Horst Breiter, Lutz Görner, Dietrich Gronau,Hanne Hiob-Brecht, Kemal Yalçın, Molla Demirel vb. )  ben kişisel olarak tanıyordum. Memet Fuat, örneğin çağrıma ilk olumlu yanıtı verdi ve , „ Bana ait tüm yazılı ve görsel kaynaklardan dilediğin  gibi yararlanabilirsin“ dedi. Buna  çok sevindim. Ayrca  Adnan Binyazar kendi çevresinden tanıdığı yazar, şair arkadaşlarıyla görüşmeler yapıp  önemli bir destek verdi. Hepsi  de özellikle Almanya’da yayınlanmasını ve  iki dilde olmasını çok olumlu karşıladılar.   İki yılı aşkın süren bir çalışma oldu. Anadolu Yayınevinin de desteğiyle tamamlayıp 2002 yılı içinde yayınlamayı başardık.

Kitabı hazırlamaya başladığınızda asıl amaçlarınız nelerdi ?
Bu kitabı yayınlamamızın iki amacı vardı. Öğretmenlik deneyim ve gözlemime dayalı olarak çıkardığım sonuç olarak, buradaki genç kuşaklarımıza – özellikle öğrenci gençliğe yönelik olarak -  şiiri, Türkçenin şiir diliyle zenginliğini  ve güzelliğini tattırmak ve  evrensel bir şairimizi, bir  kültürel değerimizi  iki dilde onlara daha yakından tanıtmak ve anlatmak . İkincisi de, içinde yaşadığımız toplumun önemli bir kesiminin  kültürel, poltik, tarihsel  ve hatta turistik yönden ülkemize duydukları   araştırma, öğrenme ve  ilgilerine yönelik  olarak bir katkıda bulunmaktı. Çünkü sanat, kültür  ve  edebiyat halkların dostluğunda, dayanışma ve kardeşliğinde çok önemli bir elçilik görevi üstleniyor. Nâzım da evrensel bir  şair olarak tüm halkların kardeşliği uğruna savaşmış,  yaşamış ve  yazmış bir ozandır.

 

   Kitaba yönelik   tepki ya da yankılar neler oldu ?
Kitaba ilgi özellikle Alman okuyucu kesiminden oldukça memnun edici. Buna sinema oyuncusu ve Nâzım şiirlerinin tanınmış şiir yorumcusu Horst Breiter ile yaptığımız okuma ve edebiyat akşamlarında tanık olduk. Ayrıca noel dönemindeki armağan bazında da olsa kitaba ilginin artması da dikkat çekiciydi. Tek tek okurlardan  çok olumlu eleştiri ve tepkiler aldım. Hala mektup aldığım Alman okuyucular var ve  her defasında Nazım’ın büyük bir şair olmasını söylemelerinin   yanısıra, Türk edebiyatı hakkında ne kadar az bilgi sahibi  olduklarını da  itiraf ediyorlar.Teknik nedenlerle kitabın piyasaya yıl içinde geç çıkması tek olumsuzluktu. Biz 100. doğum yılı nedeniyle böyle bir kitap hazırladık; ama bazı   okucuların da belirttiği gibi uzun yıllar başucu kitabı olabilecek, kuşaktan kuşağa aktarılabilecek  bir çalışma ortaya çıktı. Bu kitabın değeri zamanla daha da iyi anlaşılacaktır. Kitap ders  kitabı olarak tavsiye edildi. Bremen Eğitim Senatörlüğü ayrıca Almanya’daki tüm eyaletlerde  ders kitabı olarak okutulması için girişimde bulunarak  resmi olarak tavsiyede bulunacak.
 
 

„2002 Nâzım Yılı“ ile ilgili etkinliklere gelecek olursak …

Nâzım Hikmet , doğumunun 100. yılında,  adına ve yaşamına yaraşır  bir biçimde tüm dünyada anıldı. Paris’ten  Moskova’ya, Londra’dan İstanbul’a, Neç York’tan  Selanik’e, Baku’den Tokyo ve  Havana’ya kadar dünyanın pek çok bölgesinde edebiyat  akşamları,  okuma günleri, bilimsel toplantılar, şiir dinletileri, konserler, tiyatro ve film gösterileri, sergilerle anıldı. Kitapları basıldı, anıtları dikildi, adı   parklara, ormanlara verildi...
Önceki yıllara oranla  büyük  ölçüde artan bir hareketlilik yaşandı. Isviçre’de, Fransa’da, Ingiltere’de  iki veya üç dilde yazılmış kitaplar yayınlandı.   Ülke içinde dışında  müzikal ya da konserler (Fazıl Say, Hasan Yükselir …), tiyatro-şiir gösterileri (Genco Erkal, Lutz Görner, Horst Breiter), bir çok okuma günleri ve edebiyat akşamları ve konferansları (Yaşar Kemal, Server Tanilli, Ataol Behramoğlu, Şükran Kurdakul, Dietrich Gronau, Erik Stinus, Nedim Gürsel, Kıymet Coşkun, Zehra İpşiroğlu ...) düzenlendi. Ayrıca sayıları yüzü aşan Nâzım’ı ve şiirlerini dünyaya tanıtan internet siteleri hayat buldu.
Tüm bunlar gurur verici bir gelişme. Adeta tüm dünyada, onun unutturulmasına karşı bir kampanya  yürütüldü...

   Nazım  Hikmet zaten dünyaya mal olmuş bir şairimizdi...

Nâzım tüm dünyaya mal olmuş bir şair, evrensel insanlık  değerleri  uğruna yaşamış ve mücadele etmiş birisi. Şiirleri 60 dile çevrildi, yüzlerce antolojide yer aldı,  bestelendi. Avrupa’nın bir çok ülkesinde şiirleri ders kitaplarına girdi. Şiirleri yerli-yabancı halkın dostluğunu anlatan anıtlarda yer aldı. Almanya’daki  Barış Hareketi içinde  savaşa karşı yazdığı şiilreri her zaman gösterilede okundu ve çok sevildi.  O nedenle Nazım denilince  herkesin  aklına gelen, savaşa ve baskıya karşı şiirleri oldu, gençlerin  ve çocukların   özgürlük  şairidir o, sömürüsüsz ve baskısız bir dünyanın yaratılmasında  bundan böyle de gerçek yerini  alacaktır her zaman.

 

  Nâzım’ı ve eserlerini tanıtmak için daha  nelere yapılmalıdır ?
Biliyorsunuz Nâzım bir hukuk skandalına kurban edilmiştir. Yıllarca düzeltilmesi istenen bu yanlışlık giderilmeli. „Vatan haini“ diye  tanıtılan  bir dünya şairinin gerçek bir yurtsever olduğu  anlatılmalı ve kabul edilmeli. Onun yapıtları okullarda ders kitaplarına girebilmeli ve „VASİYETİ“nde dile getirdiği, sevdiği ülkesine geri dönerek Anadolu toprağına kavuşmalı artık.

   Bugünkü şartllarda  Nazım’ın  Moskova’dan  ülkesine  getirilmesi  anlamlı  olur  mu?

 Nâzım aslında hem kendi  halkının hem de  onu tanıyan  dünya halklarının  yüreğinde hak ettiği  yeri almıştır. Onu unutturamayacaklarını ve yok  edemeyeceklerini  anlayan  özgürlük ve barış  düşmanı çevreler, şimdi  kurnazca onun  itibarından  yararlanmaya çalışıyorlar. Bunun çok çarpıcı ve ibret verici  örnekleri var: Başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapmış birisi, Istanbul’daki  uluslararası  bir toplantıda  onun „DAVET „  şiirini okudu. Oysa kendi başbakanlığı döneminde  Nâzım’ın okuduğu  o şiiri gibi diğer  şiirleri  yasaktı.  Onun görüşlerine ve şiirlerine karşı çıkan Istanbul  Belediye Başkanı  cenazesinin  getirilirse mutlaka Istanbul’a  getirilmesini  ileri sürüyor. Moskova’ya giden işadamları, devlet adamları, poltikacılar gidip mezarını  ziyaret ediyorlar. Yurttaşlık hakkı  geri verilsin tartışması  yapılırken mecliste  buna karşı çıkıyorlar. Kimi çevreler Nâzım’ın itibarından yararlanarak, ondan kazanç sağlar gibi faydacı zihniyetle yaklaşıyorlar.  Ne politik ne de ticari kaygı ve amaçlarla Nâzım’a hiç bir zaman hiç bir kimse „ iyilik yapmaya kalkışmamalı!“. Bu onun anısına, halka ve gelecek kuşaklara bıraktığı devrimci mirasına yapılacak en büyük saygısızlık ve haksızlık olur. Nâzım herkesindir, dünyadaki tüm çocukların, gençlerin, işçilerin , yoksulların, savaş karşıtlarının, özgürlük ve barış yanlılarının, sömürüye ve baskıya karşı çıkanların, herkesin, ama herkesindir... Onun  „VASIYET“ şiirinde dile  getirdiği  son dileği  er yada geç onun gerçek sevenleri tarafından  yerine getirilecektir. O yüzden onun  „DAVET“i  hâlâ  geçerli...

Yaşamak! Bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim!

                                       Ocak 2003

 

 

                                                                                        Email: MollaDemirel@gmx.de