Satrtsite / Anasayfa       Künstlerhaus           Sanatçılar Evi-Göynük
     Makaleler

    Biografie     Gedichte     Erzählungen        Artikel                    Bilder       

    Yaşam        Şiirler        Öyküler               Makele/deneme      Resim /Fotoğraflar 

 Deutsch        Türkisch      

 
 
   
   
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

         -YILDIZLARIN GÖRÜNMEYEN YÜZÜNÜ RESME DÖKEN SANATÇI KADIN-

Nevin Boragan Kimdir?

Nevin Boragan, 1956’da Karamürsel’de doğdu. Öğretmen Okulunu bitirdikten sonra Ankara Gazi eğitim Enstitüsü Resim bölümünde Yüksek Öğrenimin tamamladı. Ardından  Türkiye’nin çeşitli illerinde Edebiyat ve Resim Öğretmeni olarak çalıştı..

Nevin Boragan 1998 yılından beri serbest Ressam olarak çalışıyor Resim çalışmalarının yani sıra Tatarca dan Türkçe’ye çevirdiği şiirler ve masallar var. Ayrıca şiir yazıyor. Kısacası Resim çalışmaları şiire, şiir çalışmaları reisime yansıdığını rahatlıkla söyleyebiliriz. . 

 

Nevin Boragan, sizi sadece öğretmen olarak değil ressam olarak da tanıyoruz. Resim sanatına hangi tarihlerde başladınız?   :

 

   Küçük yaşlarda resim yapmaya başladım. Kitap okumak ve resim yapmak benim için hep önemliydi. Okul yıllarımda özellikle Öğretmen Okulu yıllarında atölye çalışmalarım öne geçti.

Eğitimci olmam sanatçı olmamın önemli özelliğidir. Sanat çalışmalarıyla yaşam arasındaki bağlantı organik noktaya ulaşmalıdır. Ancak sanatın varlığından bile haberi olmayanları, sanatla ilişkiye sokma girişimleri kısa sürede sadece didaktik ve pedagojik işlevli sanata dönüştürür. İnsanların sanatsal gelişmesi ve Estetik eğitimi, yeni bir toplumsal sistemin kurulmasıyla gerçekleşir. Sanatın yalnızca açıklanmasıyla değil, Sanat eğitimi veren kurumlar bu işlevi yerine getirmelidir. Düşünce ve bilgi donanımıyla evrensel boyutlara ulaşamayan sanatçı, zanaat ustalığından öteye geçemez. Sanatın, düşüncelerin kısırlaştığı dönemlerde gücünü yitirdiğini, tarihin çeşitli dönemlerinde görüyoruz. Sanatçı kimliğim ile  irdeleyici olan eğitimci kimliğimi birbirinden ayıramadığımı düşünüyorum.

 

   Sizin için resim sanatı ne anlama geliyor?   :

   Kendi sanat algılamam temelinde sanatsal üretimimi belirleme çabası içersindeyim. Nesnel gerçeği, genel doğal tavırla değil, düşünce derinliğiyle algılamaya çalışıyorum. Varlığı çeperinden görmeyi değil, onun anlamına inip bu doğrultuda biçim üretme endişesi içindeyim. Boşluğun anlamı içinde yüzen kütle formlarda ekspretif değerler belirlemek denilebilir. Bu bir anlamda soyut algılamadır. Düşüncenin bulduğu alanı malzemenin sorgulanmasıyla imge desteğinde değerlendirmektir.

   Nesneleri doğal olarak değil onun içindeki atomu ve o çekirdeğin gücünü irdelemeyi amaç edinen sanatçı böylece sürekli olarak eserlerinde düşünce derinliğine önem vermiş olur. Bunu yaparken estetiksiz düşünceyle bir sanat ürününün var olmayacağını çok iyi kavramış ve sanatı sanat eden yeni imge ve estetiklere gerekli özen ve önemi göstermesi gerekir. Diğer sanatlarda olduğu gibi özellikle bu imge yeni düşünce resim sanatının olmaysa olmazıdır.

   Kısacası ben, kendi sanat algılamam temelinde sanatsal üretimimi belirleme çabası içindeyim. Nesnel gerçeği, genel doğal bir tavırla değil, düşünce derinliğiyle algılamaya çalışıyorum..Varlığı çemberinden görmeyi değil, onun anlamına inip bu doğrultuda biçim üretme endişesi içinde irdeliyorum. benim bu çalışmama bilinmez sanılan, boşlukta yüzen kütle formlarda ekspretif  değerler belirlemek denilebilir. Bu bir anlamda soyut algılamadır. Düşüncenin bulduğu alanı malzemenin sorgulanmasıyla imge desteğinde değerlendirmektir.

Sanatının çıkışı bu anlamda yaşanılan gündür. Günlük deneyimlerin düşünsel olarak irdelenip yansıması olarak da nitelenebilir.

                       

   Siz gerek Türkiye’de gerek dünyada varolan resim ekolleri içersinde kendinizi nerede görüyorsunuz ve bu ekolde izini sürdüğünüz sanatçılar kimlerdir?

 

   Sanatçı Osman Polat: bana “bu bitmiştir” dediğim anda o Tabloya, hatta bütün resimlerime yeniden bir kez daha bakmam, sorgulamam gerektiğini öğretti.

   Bununla önce resmetmek ile yaratmak arasındaki farkın ancak resmin içine girildiğinde kendini ortaya koyduğunu öğrendim. Bugüne kadar yapılmayanı, irdelenmeyeni bulup yapmayı hedeflemişti Osman Polat. Yurtiçi ve yurtdışındaki sanat eleştirmenlerinin “Soyutun Deseni” adını verdiği resimler bana yeni çıkışlar verdi. İnsanların gözü önünden uçan hayalleri, ulaşılması çok ötelerde kalmış umutları, beklentileri, gerçekleşmesi olanaksızmış gibi görünen istemleri, yarından sonrasının ötelerinde tanımlamaya çalıştım. Resimlerime yaşamsal değer yükleyerek, “sanatın insan için, insanın yaptığı, yarattığı bir eylemse ona hizmet etmeli.. Çünkü yaşamın her alanında olduğu gibi Sanatında geleceğini geliştirerek koruyacak olan insandır” Elbette bu düşünce resimlerimde öne çıkıyor. Yıldızların görünmeyen yüzünü de irdelemek gün ışığına tutmak, resme dökmek gerek.

   Bu Anlayış sanatta ‘Soyutun deseni olarak Osman Polat’ın yarattığı bir anlayıştır. Bunu sadece ben değil, atölyemde çalışan sanatçı ve öğrenciler de Osman Polat’ın “Soyutun Deseni” ekolünü izlemeye çalışıyor. Sevgili Osman Polat, bizim çalışmalarımız ve kendi resimlerinde yaşamaya devam ediyor.

Ancak bunun anlamı ben Osman Polat’ın kopyacılığını sürdürüyorum gibi bir düşünce çıkarmayın bu anlattıklarımdan. Ben sanat alanında titizliği, araştırma metotlarını sadece ondan öğrendim. Örneği. Ben dünyada ve ülkemizde gelişen sanatları titizlikle izliyorum.

Dünyamızda özellikle Türkiye’mizde çok iyi sanatçılar var. Ben onların hepsinin ürettiklerine söylediklerine, yazdıklarına titizlikle yanaşan onları sürekli kavramaya çalışan bir sanatçıyım.

 

   Sırası gelmişken soralım. Bu zamanda özellikle bir bayan ressam olarak sık sık yurtdışına davet ediliyorsunuz bu pek kolay değil bu olanakları nasıl yarattınız?

 

   Türkiye’den çıkıp dış ülkelerde  özellikle Ressam ve heykeltıraşlarımızın çalışmalarını sergilemesi oldukça yor bir iş doğru. Çünkü devletin Kültür kurumları sanatçılarının ürettiklerini dışarıda tanıtması ülkenin asıl kültürel seviyesinin tanıtılması olduğunu kavramış değil.  Oysa sanat adamın işi daima  dünyadaki sanat alanlarını  (resim, heykel, edebiyat, tiyatro sinema, müzik,fotoğraf, mimari ) ö sanat alanlarına, kültür alanlarına ne giriyorsa takip etmek ve var olandan daha farklısını daha kalitelisini yaratmaya çalışmak olmalıdır.

   Onun ürettiklerinin de dünyaya tanıtımının işi kültür kurumlarının olmalıdır. Kültür bakanlığı bunun için olmalıdır. Ama bizde Kültür Bakanlığı  ülkesinin kültürel ve sosyal alanda alan da dünya ile boy ölçüşecek düzeyde olduğunu üretilen sanat eserleri sergileyerek ortaya koyacağı zerde. Ülkenin doğal güzelliklerini, özellikle deniz sahillerini ve güneşi pazarlamakla uğraşıyor. Kültür bakanlığını kaldırıyoruz deme cesaretini gösteremedikleri için

   “Kültür ve Turizm Bakanlığı” adı ile birleştirdiler. Elbette bir ülkenin her sektörünün bir biri ile ilişkisi vardır. Sağlık Bakanlığı’nın Turizm Bakanlığı ile veya İç İşler Bakanlığı’nın Turizm bakanlığı ile ne kadar ilişki ve yakınlığı varsa Kültür Bakanlığında yürütülecek işlerinde Turizm bakanlığı ile o kadar yakınlığı vardır diye düşünüyorum.

 

   Asıl soruma dönecek olursak yurtdışında sergilere yapmanızın sempozyumlara davet edilmesin şartları nasıl doğdu?

 

   Bende onu anlatmaya çalışıyordum. Önce o davet edilen ülkenin veya o ülkelerde yaşayan insanlarımızın dostlarımızın Türkiye’de gerçek iyi sanatçılar olduğunu görüyorlar. Bu gün ben ve benim gibi daha onlarca Sanat adamımız Avrupa ve Amerika Birleşik devletleri başta olmak üzere bir çok ülkede sergilere  kültür ve sanat sempozyumlarına davet ediliyorsa bunun nedeni önce bu ülkedeki kültür ve sanat adamlarının ortaya koyduğu başarılı ürünlerin görülmüş olmasıdır. Beni ve Osman Polat’ın eserlerini sergilemek için 1999 yıllında  Almanya’ya Molla Demirel davet etti. Orada oldukça adı olan Alman ve Alman olmayan sanatçılarla ortak bir sergiye katılmamızın olanaklarını yarattı. Molla Demirel zaten kendisini özellikle Edebiyat ve görsel sanatlara adadığı için farklılıkları gözünden kaçırmıyor.

   O sergide  Türkiye’yi Almanya’da onurla temsil eden İsmail Çoban,  Harald Wolf (Fransa Paris) Eddy Pinke (Almanya), Demir Demiroski (Mekedonya), In. Jung Yoon (Kore) Gustavo Kortsarz (Latin Amerika), Roman Manevitch (Kazakistan), El Loko Afrika), Dejawed Wesseh ( Afganistan), Ellissabeth Bourbarda (Yunanistan), Jose Ocon (İspanya), Prof Eberhard Linke ( Almanya ), Ali Aemiri (Iran), Hajo Bahram (Süriye), Tony Conlon (Irlanda), Oswaldo Pulido (Kolombiya), Magde Del Piler Seehawaer (Küba), Sabir Chopurov (Azerbeycan)  Prof. Sergej Loshakov (Rusya. Muskova), Jana Kosmanaova (Prag) bunlar başta olmak üzere daha onlarca ülkeden dünyaca adı olan sanat adamları ile ortak  sergilere davet edildik. Ardından sempozyumlara, özellikle iki veya üç hafta birlikte Atölye çalışmaları olan sempozyumlara davet edildik. Bu Sempozyumlar süresinde birlikte o ülkenin önemli müzelerini dolaşma ve var olan sergileri ilzama olanağımız oldu. Bu durum bizim hem ürettiğimiz eserlerin kalite olarak  görülmesini ve tanınmasını sağladı. Hem de bizim genel olarak sanat, kültürü, sanat felsefesi bakımında da dünyadaki uzmanlardan hiçte geri olmadığımızı, Babillerden beri gelen ve dünya sanatına yön vermiş olan Anadolu Kültür ve Sanatı’nın bugün de oldukça görkemli bir şekilde varlığını sürdürdüğünü iyi temsil etmeye çalıştık. Bu alanda ki bilgi birikimimiz ve eserlerimizin kalitesi sonucu sık sık davet edildik diye düşünüyorum..

  

Avrupalı sanat organizatörleri ve sanat adamları gördüler, kavradılar biz vitrinleri süsleyecek, kısadan para kazanmak için resim yapmıyoruz, dünyada iz bırakmak için sanata gönül verdiğimizi.

Hemen şunu eklemeliyim özellikle Almanya’da İsmail Çoban, Mehmet Güler başta olmak üzere çok başarılı resim sanatçılarımız var diğer alanlarda da oldukça başarılı kültür, edebiyat ve görsel alanlarında da çok başarılı insanlarımız var. Bizi iyi temsil ediyorlar.

 

   Sizce bu yurt dışı resim sergilerinin, sempozyumlarının sizin çalışmalarınıza ve Türkiye’de ki sanat gelişimine katkısı oluyor mu, veya olabilecek mi?

   Dünyanın neresinde olursanız olun, sanatın bir ortak dili olduğuna inanıyorum. Biz farklı ülkelerden sanat adamları bir araya geldiğimizde bazı arkadaşlarda konuşacağımız sözlü dil bulamıyoruz. Ama eserlerimizle konuşuyor ve bir birimizi anlıyor dostluğumuzu pekiştiriyoruz. Bu bile bize Sanat gereksiz tartışmalara yer vermeden içinden gelişerek geldiği toplumu doğru bir şekilde anlatılmasının koşullarını yaratığını ve anlattığını kanıtlamaktadır.Sanat halklar arasında geçmişte yaşanan bazı tatsız olaylardan doğan ön yargıları yıkar. O toplumun bütün renklerini gittiği toplumlara sesiz sedasız aktarır. Şimdi bir Yaşar Kemel”in romanlarını, hata Orhan Pamuk’un Nobel Ödülü’nü düşünün, sinemada Yılmaz Güney’den, Şener Şen, Atıf Yılmaz, Fikret Hakan’ın bir çok filmini düşünün, bütün bunlar Türkiye’nin resmi anlayışın ötesinde ülkenin çok kültürlülüğünü ortaya koyuyor. Buradan yolla çıkarak bu gün Avrupa’da yaşayan beş milyona yakın insanımızın bu ülkelerdeki halklarla kaynaşmasında yakınlaşmasında yüklendiği rol ile birleştirdiğimizde dili daha anlaşılır hale gelir.

   Zaten Türkiyeli yazın alanında olsun, resim alanında olsun, müzik ve diğer sahne sanatları alanında olsun tanınması Cumhuriyet öncesinden başlar. Özellikle 1960 yılından Türkiye’den iş göçünün Avrupa’ya gelmesi ile daha da hızlı bir belirginlik kazanmıştır. Bu göçle yazın ve her alanda ki sanat adamlarımız gibi biz ressamların da Avrupa’da çalışmalarımızı daha görkemli daha kolay tanıtmamızın olnağını yaratmıştır. Yukarıda da adını belirttiğim gibi hemen Cumhuriyet’in ardında Fikret Mualla, Abidin Dino, Yılmaz Güney’in, Yaşar Kemal’in, Fakir Baykurt’un çalışmaları başta olmak üzere bir çok kültür, yazın ve görsel sanatçımızın bu ülke halklarının kitaplıklarında, sinema sahnelerinde görkemle yerlerini aldılar. Bunların ardından onlarca yazarımızın burada kendi yazdıkları ile tanınmasının yanında Türkiye sanat adamlarına da yer vermeye çalıştılar. Bu Avrupa halkları ile aramızda ilk ilişki köprüsünü, sempatiyi, dostluğun ilk koşullarını yarattı ve yaratıyor. Buna ek olarak özellikle bizim resim alanımızda İsmail Çoban ve Mehmet Güler gibi daha onlarca ressamımızın, heykeltıraşımızın görkemli çalışmalar ortaya koymaları sadece bizim çalışmalarımızın bu ülkelerde tanınmasının ortamını yaratmakla kalmıyorlar. Bu ülke halklarının sanatçılarının da istek ile bizlerle bir araya gelmesinin, bilgi ve birikimlerini bize aktarmalarının ortamını yaratıyor. Bu geniş bir kültür birikimi sanatçıya yeni güçlü imge ve estetiğin kazanımını sağlar. Bu alanda da sadece sanat barışın, dostluğun dili olmanın da ötesine geçerek yeniliklerde de yeni pencereler açmanın da aracı oluyor.

     Size göre sanat ve sanatçının toplumsal görevi nedir?:

   İnsan etkinliği olan sanat; duygu ve düşüncenin estetik söylemidir, estetik yansımasıdır. Sanatçı; varlığıyla tepki göstermesi gereken, acıklı, keskin, mutlu olayların karşısında her an bilinçli olması zorunlu kişidir. İnsana ve topluma ilgi göstermeyen kişi nasıl sanatçı olur? Değil mi ki insan toplumsal bir varlıktır. Elbette sanatçı da, toplumun sorunlarını, insanını anlatacaktır. Bugün neyin demokrasi olup olmadığı anlaşılamıyor. Her şeyi söyleyen ama hiçbir şeyi söylemeyen sanatçılar günümüzde pırıl pırıl ama insancıl olmayan.

   Kısacası ben sanatın toplumun önemli bir aynası olduğuna inanlardanım. Bunun için sürekli güncel olayları irdeliyorum. Sanat dergilerini, günlük yayınları sağlıklı takip etmeyi, okumayı çok önemsiyorum. Toplumsal iç dinamikleri, çalkalanmaları sanatın estetiği, felsefi temelleri  üzerinde işlemeye çalışıyorum. Oturma odalarını, salonları süsleyecek değil toplumda iz bırakacak eserlerin üzerinde çalışılması gerektiğine inanıyorum.  

     Günümüz sanatçısının soyut sanatlara olan yaklaşımı ve performans, enstelasyon gibi sanatlarla olan ilişkisi ne durumdadır?

    Günümüz toplumu akıl çağını yaşıyor. Bilim ve teknolojinin gelişimi, bunun toplumsal yaşama yansıması, toplumlar arasındaki ilişkilerde akılcılığın baş vurulan temel çıkış olduğunu biliyoruz. Sanatçı içinde yaşadığı zamana dayanır. Çıkışı bu zamandır. Sanatçılar duygu ve düşüncelerini bilimle, teknolojiyle ve doğal fenomenlerle olgunlaştırıp, genel bakmasını, büyük bakmasını, soyut bakmasını gerçekleştiren kişilerdir. Evrensel olanı genel boyutuyla algılayıp form ve formsuz yansıtma endişesi taşırlar. Günümüz akımlarında teknolojinin bütün olanaklarını kullanırlar.

   Ben de Nesneleri doğal olarak değil onun içindeki atomu ve o çekirdeğin gücünü irdelemeyi amaç ediniyorum. Böylece çalışmalarımda sürekli olarak düşünce derinliğine önem vermeye çalışıyorum. Bunu yaparken estetiksiz düşünceyle bir sanat ürününün var olmayacağını çok iyi kavradığımı ve sanatı sanat eden yeni imge ve estetiklere gerekli özen ve önemi göstermekte kusur etmemeye çalışıyorum. Zaten sanatın kusura tahammülü yoktur.

 

   Buna Nevin Boragan, sanatını nasıl adlandırıyor diyeceğiz?

 

   Kısacası Nevin Boragan, kendi sanat algılaması temelinde sanatsal üretimini belirleme

çabası içindedir, diye bilirsiniz. Çünkü nesnel gerçeği, genel doğal bir tavırla değil, düşünce derinliğiyle algılamaya çalışıyorum..Varlığı çemberinden görmeyi değil, onun anlamına inip bu doğrultuda biçim üretme endişesi içinde çalışıyorum. Belki benim sanat çalışmalarımı bilinmez sanılan, boşlukta yüzen kütle formlarda ekspretif değerler belirlemek olarak da görebilirsiniz.  Belki tekrar olacak ama gene de söylemekte yarar var. Bu bir anlamda soyut algılamadır. Düşüncenin bulduğu alandaki malzemeyi sorgulaması ve imge desteğinde değerlendirmesidir.

   Sanatının çıkışı bu anlamda yaşanılan gündür. Günlük deneyimlerin düşünsel olarak irdelenip yansıması olarak da nitelenebilir. Beklide bütün bunlardan dolayı Ben tuval resminden vazgeçemiyorum. Bana göre sanat yapılmayanı yapmak, söylenmeyeni söyleyerek kalıcı olandır.

    Sayın Nevin Boragan bu söyleşi  için teşekkür ediyorum.

   Değerli Molla Demirel siz bana zaman ayırdınız, düşüncelerimi rahatlıkla açabilme olanağı verdiğiniz için özellikle ben size teşekkür ediyorum.

 

   

 

-------------------->  MAKALE  ANASAYFASINA DÖNÜŞ -------------------------------------->

 

 

  

 

                                                                             E-mail: MollaDemirel@Gmx.de

                        Makaleler

        

 Deutsch        Türkisch