|
ÖLÜMÜNÜN
10. YILINDA FAKİR BAYKURT VE DOSTLARI
Kadın,
erkek, 0rta yaşlı, genç, belli ağrılı
Kendinizi
ölümlerin ortasına atarak
Dayanmada,
direnmedesiniz
Bu günü
iyi yarını iyi yaşamak için grevdesiniz
Gönüllerdesiniz...
Fakir Baykurt
(Fotografta Bulunanlar:
Murat Tuncar, Fakir Baykurt,
Mevlüt Asar, Molla
Demirel, Hüseyin cölgecen,
Ahmet Sefa)
Su gibi akıyor
zaman. Hep kitapları,
fotoğrafları, yakınları dostları
ila birlikte olduğumuz için ayrımında değiliz.
Fakir Baykurt öğretmenimizin bizden ayrılalı
on yıllı olduğunu.
İki hafta önce değerli
arkadaşım dostum Mevlüt Asar beni aradı.
Fakir Baykurt Hocamız'ı
yitirişimizin 10. yılı. Ölüm günü olan 11
Ekim, Duisburgdaki
Kültürlerarası Diyalog Haftası na denk düşüyor.
Entegrasyon Dairesi, Fakir Hocanın çalıştığı
RAA Kurumu ve Fakir Baykurt Edebiyat Kahvesi işbirliği
ile onu anacağız. Bu programda seni de görmek,
selamlamak ve onun yakın aile dostu, arkadaşı,
öğrencisi olarak bir kaç anını anlatmanı
istiyoruz, dedi. Benim için Fakir Hocanın adı
söz konusu olunca olunca akar sular durur. Elbette
olanaklar elverdiği ölçüde arkadaşım Mevlüt
Asarında hiç bir isteğinde çekingen davranmam.
Olur hocam, dedim.
Anma gününden iki gün önce,
9 Ekim'de de Fatih
Akının duvara karşı Filminde yer alan
sinema sanatçısı, sanat ve edebiyat araştırmacısı
Demir Gökgöl, Türk edebiyatı çevirmeni Sabine
Adatepe ile Müzisyen Rudiger Zietz, benim genel yönetmeni
olduğum Radyo Kaktüsün konukları olarak Münsterde
olacaklardı. Münster Üniversitesi Kültür
Merkezi'nde Modern
Türk Edebiyatında Orhan Veli, Sebahtin Ali, Yunus Emre,
Nazım Hikmet, Ahmet Arif, Sait Faik başta olmak üzere
20 Türkiyeli edebiyatçıyı tanıtacaklar,
onların eserlerinden bölümler sunacaklardı.
Bu sunumu Kuzey Ren Westfalye
Eyaleti ( NRW) Yazarlar Birliği severek desteklemek
istedi. Yazarlar Birliğinin genel müdürü olan dostum
Dietmar Damwerth moderatörlüğü ve açılış
konuşmasını gönülden üstlenmişti.
Ancak son gün sevgili Demir
Gökgöl ses tellerinden rahatsızlanmıştı.
Bunu katılımcılara nasıl anlatacağımın
sancısı ile kıvranıyordum. Ressam,
edebiyatçı ve Türkiyeli Öğretmenler
Federasyonun ikinci başkanı Gülseren Doğaner
imdadımıza yetişti. O gelince rahatladım.
Çevirmen
Sabine Adatepe hal hatır daha sormadan çantasından bir zarf çıkardı bana uzattı. Çam sakızı
çoban armağanı," dedi. Zarfı açtım.
Bundan daha değerli bir hediye olamazdı. ilkin gözüme,
İstanbul'u gösteren bir
posta kartına
ilişti. Ardından Fakir Baykurt ile ilgili
çalışmasından bir kaç sayfayı
gördüm.
Dudaklarımdan Fakir
Baykurtun bir posta kartında kullandığım
şu dizeleri aktı:
Dost
düşman seçilmez nicedir, / İşçilerim
baskı altında
/
Köylerimde sürer gider katran
geceler.
İspanyolların
Flemanko müziğini Türkiyeli şairlerin şiirine
uygulayan Alman müzisyen Rudiger Zietz
soran gözlerle, Ne
söyledin dercesine baktı. Ben Fakir
Baykurtun kartpostalda
kullandığım başka bir dizesini mırıldanmaya
devam ettim.
İğne ile koyular kazıyoruz.
Halka varan çığırlar açıyoruz dağlardan
/ Trenler çekemez çilelerle
Rudiger
Zietz, Rica etsem Almanca söyler misiniz, biraz önce
bir müzik tonunda söylediklerinizi dedi. Gülseren
Doğaner, benden önce Fakir Baykurtun şiir
kitabından bir kaç dize okudu dedi.
Ben
bir yandan Adatepe'nin Fakir Hoca için yazdıklarına
göz gezdirirken
Bu dizeleri
Fakir Hocamız için posta kartı olarak hazırladım ve yaş gününde
hediye ettim. Çok sevinmişti. dedim.
Ayrıca aynı zarfta
bu akşamının programı vardı. Orada
sevgili dostum Kemal Özerin de
adı yer alıyordu. Fakir Baykurt ve Kemal Özer'i
bir arada düşünmek beni hüzünlendirdi. Gözlerimden
yanaklarıma damlalar kopan bir tespihin taneleri gibi
akmaya başladı. Yanımızda oturanlar
şaşırmışlardı. Sabine Adatepe,
Ben onları birlikte anımsamak istemiştim,
sizi üzmek için değil, dedi. Ve bir anne inceliğiyle
göz yaşlarımı sildi. Ona her ikisi ile olan
yakın dostluklarımızı, Bremende
yaşayan öğretmen ve edebiyatçı
dostum İmdat Ulusoy anlatmış.
Gelen
konuklar, Yunus Emre, Mevlana, Pir Sultan, Sabahtin Ali,
Orhan Veli, Aşık Veysel, Küçük İskender,
Kemal Özer, Nazım
Hikmet, Fakir Baykurt başta olmak üzere Türk edebiyatında
20 sanatçıdan parçalar seslendirdiler. Katılımcılara
Türk edebiyatının derinliklerini anlattılar.
Salon doluydu, katılımcılar ve konuklarımız
güzel bir akşam yaşamaın sevincini bölüşüyorlardı.
Ama ben bütün akşam Fakir Baykurt ve Kemal Özerin
anıları etkisindeydim.
On bir ekim günü, şiddetli
yağmura aldırmadan Duisburg'daki anma toplantısına
için giderken, Fakir Baykurt'un kendi çektiğim 120
fotoğrafı da almıştım yanıma.
Fakir Baykurtun yakın dostu olan Mevlüt Asar, onun
örgütlediği ve yürüttüğü Edebiyat Kahvesi'ni
onun vefatında sonra sürdürmeyi gönüllü olarak üstlendi.
Sağlığından, çocuklarından, yakınlarından
zaman çalarak, zamanını edebiyat
atölyesine verdi. Onu geliştirmek için ne
gerekiyorsa yapmaktan çekinmedi. Fakir Baykurtun aramızda
ayrılışının onuncu yılında
görkemli ona yaraşır bir anma çalışmalarına
bir yıl öncesinden başlamış.
İlgili kurumlarla ilişkiye geçmiş,
desteklerini istemiş.
Uzun yıllar Duisburg Kütüphanesi'nde
çalışan, şimdi ise Entegrasyon Dairesi'nin kültürlerarası
çalışmalar bölümünü yöneten Tayfun Demir de
Elimdeki tüm olanaklarla sizi desteklerim
diyerek işlerin önemli bir kısmını üstlenmiş.
Mevlüt Asar, ayrıca Fakir Baykurtun uzun yıllar
danışman olarak
ve Kalem adlı öğrenci dergisini çıkardığı
RAA kurumunun müdürüne de projesini anlatmış.
RAAnın müdürü Fakir Baykurt büyük
adamdı. Onu yitirmenin acısını hep yaşıyorum.
O arkadaşımdı, dostumdu. Fakir Baykurt için
herzaman yanınızdayım, demiş.
Mevlüt Asar, Bu
candan destekler sadece beni değil, tüm Fakir Baykurt
Edebiyat Kahvesi
üyelerini cesaretlendirdi.
Şevkle
bu günü hazırlamak için çalıştılar,
katkıda bulundular diyor.
Anma etkinliğinin yapıldığı
Kültür Merkezi salonu doluydu. Sahnenin arka perdesinde
Fakir Baykurtu ilkokul yıllarından ölümüne
kadar anlatan power-point gösterisi akıyordu. Müzik
eşiğinde ve onu tanıtan altyazılar
salondakileri inanılmaz
derecede etkileyiciydi. İnsanlar nefeslerini tutmuş
öyle izliyorlardı. Bu güzel sunumu, yıllarca
Kuzey Ren Vesfalya Kültür Bürosu'nun desekiyle Türkiye
Edebiyatı'nı ve tanıtmak için emek harcamış
olan, edebiyat araştırmacısı Tayfun
Demir'in hazırlatmıştı.
Mevlüt Asar konuşmasında
Fakir Hocamız, söz
uçar, yazı kalır' tümcesini
sık sık
yineler ve arkadaşları yaşadıklarını,
gözlemlediklerini öyküleştirmeye teşvik ederdi.
Bu nedenle ben onun bizden ayrılışının
onuncu yılında, onun anısına mutlaka bir
öykü kitabı çıkarılmasını
istiyordum. Fakir Baykurt Edebiyat Atölyesine katılan
arkadaşlarıma bu düşüncemi açıkladığımda
sevinerek fikrimi benimsediler. Sonuçta
onun anısı için yazdıkları öyküleri,
Türkçe ve Almanca olar 'Söz uçar yazı kalır'
adı altında iki dilde yayınladık. Fakir
Hocamızın bu çalışmamızı
sevinçle karşıladığına ve tüm katılımcıları
yürekte kutladığına inanıyorum.
diyerek kitabı konuklara göstermesi
konuklardan hem alkış aldı, hem de
onları duygulandırdı. Mevlüt Asar, kendisi
de duygulanmıştı, konuşmasını
sürdüremedi. Sahnede indi, sandalyesine oturdu. Gözlerine
biriken bulutların yağmura dönüşmemesi için
gözlerini kuruladı.
Kemal Yalçın, Fakir
Baykurt'un Almanya'da sürgünde yaptığı
çalışmalarını ve onun uzun yıllar
sonra ilk defa Türkiyeye gittiğinde yaşananları
anlattı. Onun yakın dostu, arkadaşı ve
öğrencisi olarak
konuşmalarıyla salondakileri duygulandırdı, kendiside duygulanarak
sık sık yutkundu...
Anma gününe, yazar Murat
Tuncer, yayıncı Cem Duman, ve saz ustası Agop
Efendi, ta Hollanda'dan gelmişlerdi. Onlar da biri öbüründen
güzel anılar anlattılar.
Daha sonra Mevlüt Asar beni
sahneye davet etti. Elimde Fotoğraf Albümü ve Fakir
Baykurtun bana Yazdığı onlarca mektup.
Anlatacak, söyleyecek okadar çok şey vardı ki.
Ben neyi anlatacaktım, orta okuldan beri Fakir
Baykurt'la bağları kopmayan biri olarak? Abidin
Dino, Can Yücel, Prof.
Tarık Zafer Tunalı, Mustafa Ekmekçi, İlhan
Selçuk, Kemal Özer, Halit Çelenk, Şakibe Çelenk,
Muzaffer Erdost, Mustafa Gazalcı, Hüseyin Çölgeçen,
Asım Bezirci ile birlikte olduğumuz ve espiri dolu,
bilgi dolu anılarımı mı, yoksa Nazım
Hikmetin eşi Vera ile
Münster, Duisburg, Essen, Köln, Düsseldorf ta geçirdiğimiz
birliktelikleri mi? Rusyadan,
Almanyadan, Fransadan, Doğu Almanyadan
davet edilen onlarca edebiyatçı ve Türkolog ile geçirdiğimiz
anıları mı? Eşi Muzaffer Abla, Kızı
Işık, Oğlu
Tonguç ile birlikte geçirdiğimiz anları mı,
yoksa birlikte çeşitli kurum ve okul dersliklerinde
bulunduğumuz okumaları mı anlatacaktım?
Almanyada senede
en az iki kez buluştuğumuz,
Kuzey Ren Vesfalya Türkiyeli Yazarlar Çalışma
Grubun'da ki onlarca
yazın adamı ve yakınlarıyla yapılan
sohbetlerdeki esprilerini mi? Nereden başlayacaktım,
nasıl başlayacaktım?
Doğrusu bütün bu
soruların ardından ben günlerce hazırlanmıştım,
katılımcıları güldürecek, düşündürecek
anılarımızı anlatacaktım. O salona
girdiğimde Fakir Hocayı saz çalarken gösteren
fotoğrafını gördüğüm andan itibaren
hepsini unuttum. Beynim tek harf bile yazılmamış
bir beyaz kağıt gibiydi.
Elime, birlikte getirdiğim
dosyadan Fakir Baykurt'un 12 Eylül sonrası ceza evinde
kansere yakalanan Sadet Karaağaç ile ilgili yazdığı
bir yazı geldi. Açtım bu yazıdan bir kaç cümle okudum:
Bir ana inliyor; Firdevs Ana:Oğlumun,
beslenmeye ve temiz hava almaya ihtiyacı var. Gördüğüm
yer bodrum katı. havasız ve çok az
ışık alıyor.Bal götürdüm,almadılar.
Ceza evinde izin gerekiyormuş.Hastalığının
nasıl başladığını bilmiyorum...
Kurtulması için dışarı çıkması
gerekiyor.
Şöyle sürdürüyordu
Fakir Baykurt hocam yazısını:
Dostum Molla Demirel benden bir
mektupla istekte bulunuyor. Bu istek kendisiyle ilgili değil.
İki de gazete kesiği yollamış: 12 Eylül
sıkıyönetim mahkemelerinden 36 yıl ceza
giymiş Sadet Karaağaç ceza evinde kansere
yakalandı. Ölümle pençeleşiyor. Kurtulmasına
yardımcı olalım. Bir yazı yazın,
imza verin, bir şey şapın lütfen Fakir Hocam,
diyor.
Bilen bilir, kuşkusuz
arkadaşım Molla Demirel de bilir; şu
yeryüzünde yazarların sözüne kulak asan yönetimlerde
vardır.Onlarda zaten ölüm cezası da öldürme
işkencesi de yoktur. İşlediği suçtan
ötürü (eğer işlediyse) ceza alanlarda, kanser
gibi, öldürücü hastalıklara yakalandılar mı,
salıverilerek ölümü engellenmeye çalışılır....
Elbette bu iki sayfa yazıyı
salonda okumam mümkün değildi. Anlatmak istediğim,
Fakir Baykurt'un savaş karşıtı barıştan
yana bir yazar oluşuydu. O, doğada tüm bitkilerin,
canlıların, dünyadaki tüm dillerin, kültürlerin
korunmasından yanaydı. Toplumların özgürce,
çağdaşça barış içinde yaşayarak
gelişmesinden yanaydı.
Sözü yine Fakir
Baykurtun dizeleriyle bitirelim.
Yurtta
Barış, Dünyada barış demez miydi Türkiye
Kadın,
erkek işçi, asistan, aydın....
11 Ekim 2009
------------------>
MAKALE ANASAYFASINA
DÖNÜŞ
-------------------------------------->
|