Startseite  / Anasayfa        Kunsthaus-Göynük      Sanatçılar Evi                                     
                  Makaleler

  Biografie     Gedichte     Erzählungen        Artikel                    Bilder       

    Yaşam        Şiirler        Öyküler          Makele/deneme   Resim /Fotoğraflar 

 Deutsch        Türkisch      

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
   

             Şakir'in Kitabı

 

GÜZELLİKLER YETER BANA

 

Şakir Bilgin  Önel Verlag’da yeni çıkan kitabını ana imzalayıp yollamış bana. Bir sollukta okudum. Yazar oldukçe sade bir dille göçmen çocukların  yaşantısını, duygularını, korku ve başarılarını, konu  almakla kalmamış. Yerli veya yabancı kökenli  yani Alman ve alman olmayan yüz binlerce  sıradan insanın, öğretmenin, öğrencinin düşündüğü, kendi kendisine sorduğu ve yanıtlayamadığı veya sesli olarak  dile getiremediği  konuları dile getiriyor. .

Burada göçmenler ile yerli Alman toplumun bir birine uzak duruşunun temel nedenlerini ve  genç kuşak ile yaşlı kuşak arasındaki farklılkları, çelişkileri bir öğretmen olmanın ötesinde bir sosyolog, bir araştırmacı titizliğiyle işlemiş.

Ne demiştim ? ‘Göçmen ve yerli toplum” doğru bu iki kavram  biri öbürünü yutacak ve yok sayacak iki ayrı kavram değildir. Ne yerliler, ne de göçmenler dünyamızın dışında bir alemde yaşıyor.

 Bunlar insanın  yaşamı boyunce yer yer değiştirme veye  yer değiştirmemeyi açıklayan kavramlar olmanın ötesine geçemez.  İşlevleri sadece doğduğu büyüdüğü topraklaradan ayrılma veya ayrılmamayı belirtmektir. Her ikiside yer yüzünde insanın daha iyi bir yaşam  aramasının ötesinde  birinin yer değiştirmesi öbürünün yerleşik olmasını açıklayan bir kavram olmasıdır. Elbette bu farklılık yazarında kitabında işlediği gibi aynı toprak parçasında aynı ülkenin yasaları çerçevesinde birlikte yaşayan insanların  ve toplumun farklı kesimlerinin  yaşam biçimlerinin, hakim sistemin olanaklarından ne kadar yararlandıklarını ve ondan ne kadar etkilendiklerini anlatmaktır.

Eğer yaşanan ülkedeki sistem insanı öne çıkarıyor, insana değer veriyorsa, etnik kökene, inanca göre muamele yapmıyorsa,  toplumun üyelerini  insan sevgisini temel alan değerlerle eğiterek, kavratarak yetistirmiş ise  ve buna ek olarak  ülkenin tüm olanaklarından bireylerin eşitçe yayarlanma olanağı veriyorsa gerçek  sosyal demokratrik bir sistem olur. İnsanlar arasında büyük uçurumlar ortaya çıkmaz.

 Aksisi insanları uclara savurur. Bütün sistemler insan düşüncesinin özünden ortaya çıkar. Uygulamaları  belli bir rota üzerinde  işleyerek sosyal veya sosyal olmayan bir yapıyı, bir idare sistemini oluşturur.

Şakir Bilgin  “Güzellikler Yeter Bana” adlı bu eserinde  bu çerçevede Almanya’da  yaşayan  toplumun farklı keesitlerinin düşüncesini, yaşam biçimini, birinin öbürüne yaklaşımını  Meryem, Nilgün, Stefan gibi öğrenciler ile bay Frank ve Bayan Öğretmen  Lücke ve bayan Öğretmen  Hansen ve yakınlarını elle alarak sergilemeye çalışıyor.

 Okuru her gün toplumda, okulda, evde, iş yerinde, hastahanede yaşanan olayların  içine çekmeye çalışıyor. Genç kuşağın farklı kültür ve gelenekler arasında bucalamalarını ve her iki kültürden kendilerine uygun olanı, olumlu olanı seçereken nasıl yeni bir kültürün ortaya çıktığını  bir araştırmacı titizliğiyle inceliyor, çelişkilerden ortaya çıkan zorluklara, acılara karşı direnci  sergiliyor.

Başka bir anlatımla, Göçmen olarak Almanya’ya yerleşen Türkiye kökenli  insanların  yerli toplumla olan çelişkilerini ve bu topluma kazandırdıklarını, aldıklarını, aynı eşit haklara sahip olma çabalarını, zorlukları, beceri ve becerisizliklerini, ezikliklerini, gururlarını dile getirmiş. Elbete bu mücadelede en çok zorluk çekenlerin ezilenlerin ve haksızlıklara karşı isyan eden, amansız bir mücadeleye girişenlerin göçmen çocuklarının oldukları saptanıyor. Onların çifte kimliği çok kültürlülüğü iki toplumunda insanı oluşu onlara  daha çocuk yaşta bir sorumluluk, bir tarihi görev yüklüyor.

Şakir Bilgin bu durumu çok iyi saptamış. Şu cümleler bize bu konuyu başarıyla işlediğini kanıtlyor:

“Elimden geldiğince çalışıyor, en iyı biçimde sınavlara hazırlanıyordum. Kendi kendime söz'üm vardı; annerme, babama sözüm vardı; benim bu ülkede bir yerimin olmasını arzulayan Alman dostlara sözüm vardı; benden bir şey bekleyen kendi toplumuma sözüm vardı: Okulumu mutlaka başarı ile bittirecek  ve yüksek okula gidecektim... İyi bir mesleğim olacaktı... Kimseye boyun eğmeden yaşayacaktım. Onuruma dokundurmayacaktım!..” 

Bu cümleler çocuklarımızın nasıl bir sorumluluk yükü altına girdiklerini hergün nasıl bir stres yaşadıklarını anlatmaya yeterde artarda.

 Ayrıca  gece gündüz doğduğu topraklar anımsayan, gelenek ve göreneklerini sadık kalan birinci kuşağında artık göçmen olarak geldikleri bu topraklardan kopamayacağını  onların yaşadığı iç fırtınaları bir ruh bilimcisinin gösterdiği dikkatle sözcükleri seçerek okuyucuya sonuyor.

 ‘ Aslında Türkiye’ye gömülmek istiyordu Hıdır Amca. Bunun için yıllarca cenaze şirketine para bile ödemiş. Birden bire hastalanıp Hastahaneye düştüğünde de ‘Ölürsem beni burada koymayın!’ demiş. Ancak fikrini değiştirmiş sonradan.‘ Benim burada da çok sevenim var. Tüm çocuklarımda burada. Beni buraya gömün! Burası da bizim vatanımız..’ demiş. Çocuklarıda bunun üzerine buraya gömdüler onu.”

 Ayrıca yazar yıllar araya girince göçmenlerin yaşamları boyunca  yaşadıkları  geri dönme özlemlerinin, duygularını çocuklarına feda etiklerini ancak bununla birlikte yerleştikler bu toprakların mezarlıklarıında kalmaya karar verirken de hemşerileriyle bir arada olmanında gelenekselleştiğine dikkati çekiyor:

“Ben ilk kez mezarlığa gittim.  Her taraf insan doluydu büyük bir kalabalık vardı. Mezarlığın müslümanların bulunduğu bölümüne gelince... Mezartaşları dikatimi çekiyordu. İnsanlar Erzincan, Sivas, Kırşehir gibi yerlerde doğmuşlar. Şimdi nerede yatıyorlardı?...  Sağken buralı olmayanlar, Hıdır amca gibi ölünce buralı olmuşlar...”

 Eserdeki şu cümleler gelleceğin güzeliklerini müjdeliyor bize:

“Bu an Frau Hansen yeniden gözlerimin önüne geldi. Sıcakmı sıcak gülümsüyordu... Demmek ki haksız çıkmamıştım; sevgi ve dostluk kazanmıştı... Yürekler sevgi için atıyordu o an...”

Sonuç olarak  Şakir Bilgin “Güzellikler Yeter Bana” adlı bu eserinde hergün binlerce gencimizin insanımızın yaşadıklarını, tüy ürperten olayları samimi, tatlı, sade bir dille anlattığı için bu eseri eline alan her insanın bitirmeden bırakmıyacağına  ve bir çok anılarının tazeleneceğine inanıyorum.  Şakir Bilgin bir öğretmen olmanın, yazar olamın ötesine geçerek bir araştırmacı titizliğini de göstermiş olması onu dahada başarılı kılmış. Kutluyorum.

 

                                Makale Listesine Dönüş ------------->

 

 

 

 Email                                                                                Email: MollaDemirel@gmx.de
                          Makaleler

             Radio- Kaktus Münster e.V. 

             Email: kaktus.ms@t-online.de

 Deutsch        Türkisch