Startseite  / Anasayfa        Kunsthaus-Göynük      Sanatçılar Evi                                      
  Makaleler

  Biografie     Gedichte     Erzählungen        Artikel                    Bilder       

    Yaşam        Şiirler        Öyküler          Makele/deneme   Resim /Fotoğraflar 

 Deutsch        Türkisch      

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

  

 

   

Sivas  ve Hacı Bektaş Törenleri Üzerine

 

Haftalardır bu konuda  her gün onlarca değil yüzlerce Elektronik posta alıyorum. Yazılanların çoğu benzer şeylerde anlatsa, her insan bir dünya olduğuna göre her insanın en azında doğrudan kendisini yansıtan cümleler ve dünyaya bakışı ve Alevilik yaşam felsefesine  bir yaklaşımı var.

 Elbette genel olarak Aleviliği  bir inanç olarak görmesinden dolayı Aleviliğin bir tek ulusa bik ter milliyete indirgenemiyeceği  açıktır. İnançlar inananlarıyla var olur. Herhangä bär ırkla kendini sınırlamaz. Alevilikte ki  farklılık Anadolu’da özellikle Yunus”un sevgi ruhu ve Pirsultan Abdal’ın haksızlara karşı direniş onuru,  Hacı Bektaş ve Mevlana’nın  Sabrını bilime verdikleri önemi, islam öncesi  Tanrıyla birleşme anlayışının özellikle Hallacı Mansur’un “Enelhak”  (anthropo -morphism) anlayışı ile birleşmesi başka bir söylemle insanın Tanrılaşmış olması, Tanrının insanlaşmış olma anlayışı gelişerek günümüze kadar gelmiştir.

 Her ne kadar tek tek bireyler gruplar  “Alevilik  bir yaşam felsefesidir, bir inanç değildir” deseler de bu sosyolojik oluşumların gerçeğini değiştiremez. Hangi din bir yaşam felsefesine sahip değil ki?

Aleviliğin dışındakil inançlar tüm oluşumları Tanrıya bağlıyorlar. Olacak olumsuz ve olumlulukların önceden tam olarak Tanrı tarafından programladığına inanırlar, insanın  yaşam ve toplumsal gelişmede bir fügürandan farklı bir rolü olmadığı anlayışına sahipler. Bu anlayışı bir inanç olarak görmekteler.

 Oysa olay hiçte öyle değil. Her inanç dünyada var olan tüm varlıkları ve olumşumları kendine göre düzenleme ye çalışır. Her inancın ortaya koyduğu kurallar  bir yaşam felsefesini oluşturur. Kısacası Alevilik ne kadar bir yaşam felsefesiyse,  Müslümanlık’da Sunilik, Şafilik aynı biçimde  Hristiyanlık’da  Katolik veya Evengelisch (Protestanlık)  o kadar bir yaşam felsefesidir.

Aleviliği  var olan inançlardan farklı kılan yanı  İslam öncesi eski Mısır inançlarında var olan “Thesosisi” anlayışını  sürekli çağdaşlaştırarak sürdürmesidir. Alevilik Tanrıyı insan sıfatından görür. Velilik kültünne sahip çıkar. Yani Evliya olarak halk arasında anılanlar insana ve doğanın tüm varlığına hizmet sunan, onların yaşama haklarının, korunmanın şartlarını yaratan Evliyalardır. Bunları Tanrı dostu veya Tanrının bunların sıfatından oluştuğuna inanır.  Alevilerdeki “Pir”, “Dede” ve “Baba” Makamları bu bilginleişme, kamilleşme yani evliyalık  katmanlarıdır. Bu evliyalık bugün ki dilimizin anlatımıyla kendisini bilimle bütünleştirmiş icadlarını insanın yaşam biçimini dahada güzeleşmesine bütünleşmesine hizmet sunan bilim adamlarıdır. Kısacası Alevilik Millatan önce 3000 yıllarından günümüze kadar gelen tüm inançların, bilimsel alanda insana ve doğanın tüm canlılarına varlıklarına en iyi hizmet sunan bir sentezidir.

Bunu  Hacı Bektaş-İ Veli “Rehberimiz Bilmdir” sözüyle ifade etmiş ve Derviş Kemal bir şiirinde şu dizelerle vurgular:

Muhamed’le Şahı Merdan  / Zebur, Tevrat, İncil, Kuran,/ Akıl, mantık, ilim, irfan / vardır bizim yolumuzda”

 Görülüyorki Alevilik insanlığın var olduğundan beri edindiği tüm yaşam biçimlerini bir sentezden geçirerek güzel olanı alıp günün yaşamına uygulayan bir inançtır. Sürekli devinimli, hareketli olması, yeniyi araması ve haklının, yoksulun yanında yer alması bundandır. Bu durumu Yunus’un “biz yaratılanı  severiz, yaratandan ötürü” cümlesiyle son mertebe ulaşır. Burada  iki anlam vardır. İnsanı yaratan Tanrı ve Tanrıyı yaratan insan olmaktan çok daha derin bir  anlamı olan insanın yaratıkları tüm emeklere, değerlerede sahip çıkma, onları savunma, güçsüzün hakkını güçlünün elinde alarak  sahibine verme  derinliğini taşır. Zaten Alevilerin İbadeti olan “Cem ve DaraDurma Töresi” bugünde bu işlevi yürütmektedir.

Bu Şeyh Bedreddin’nin “yarin yanağından gayri nemiz varsa hepimiz için” cümlesi Allah adına fukaranın emeğine el uzatanların göğsüne  başı zehirli bir ok gibi  iner.

Pir Sultan Tanrı adına fukaraya her türlü yoksulluğu, her türlü işkenceyi uygulayanlara karşı sazını eline alır, başını ortaya koyar, Sıvas, Maraş, Malatya kentlerini  ve çevresini yöre yöre dolaşır. Birlik için bunlara benzer yüzlerce dizeyle  çağrıda bulunur.

“ Kızıl ırmak gibi bendinden boşan, / Hamadan Mardin;den Sivasa Döşen /

Düldül Eğerlendi Zülfikar kuşan / Ali’m ne yatarsın günlerin geldi” 

Bu dizeler çok anlamlıdır.  O yolu seven herkesi bir Hz. Ali olarak görür  ve haksızlığa karşı ayaklammaya çağırır.

Daha önce dostu olan ama Osmanlı zulmünden yana çıkıp Pir Sultan Abdal’ı Osmanlıya biat etmeye  zorlayan Hızır Paşaya verdiği yanıttaki şu dizeler bize tüm olayların  aydınlatmaktadır.

 “Kadılar, müftüler  fetva yazarsa

İşte kement işte boynum asarsa

İşte hançer, işte kellem keserse

 

İnsan burada ister istemez kendisine soruyor  O günden bu yanı ne değişti. Günümüzde halen Alevilik içindeki Hızır Paşalar ve fetva yazan kadılar ile müftüler azaldı mı?

Elbetteki azalmadı. Ancak bilim artık gelişen teknikle dünyanın en ücre köşelerine girmeye başladı. Akıl ve izan kör inançların yerini her geçen gün daha çok alıyor, karanlığın karnını yarıyor.

Bu nedenle zorbacılık  saldırganlaşıyor. Sivasta  37 insanı katl eden, Cem evlerini çümbüş olarak gören göz ile Kerbalede Imam Hüseyin’nin Türbesini bombalayan, Dicle ve Fıratın iki yanını ateş ve kan içinde  tutan, Flistinde yarım yüz yıldır süren katlıyama seyirci kalanlarla, dünyayı şavaşlar içinde tutan katillerin sürekli daha modern silahlar üretmesini sağlayan anlayış ve bu anlayışa sahipler aynı zencirin birer halkalarıdır, bir bütündür.

Bunlara karşı  Pir Sultan, Hacı Bektaş-i Veli, iki Temuz Sivas katliamı, Abdal Musa vs etkinlikleri ve onların çağdaşlaşmaya ışık tutan felsefesi içerisinde aleviliği benimseyen, onan inannan ve onu okuyan, araştıran tanıyanlar bir gerçek birlik oluşturabiliyorlar mı? Aleviliğe gönül veren ve onun aydınlığını alanlar bir güç olamıyorlarsa, bu  güç ve birlik nasıl, hangi temellerde sağlanmalı? Ben bu birliğe bu güce bugün dündan daha çok ihtiyacımızın olduğuna inananlardanım.

Sözümüzü  “Çok kerahmet var insanda” diyen  Pir sultan Abdal’ın memleketi Sivas’da onun heykelini yıkan ve yıktıran güçler ile  37 insanın (02.07.1993)  yakılmasının ardından  bu satırların yazarının  yazdığı  bir şiir ile bitirelim.

 

    

BEN MİYİM

                Sivas’da yananlar için

 

Dallarda kuşlar

Göz göze iki genç

Yüzümü okşayan

Hafif bir yaz rüzgarı

Uzanmışım sırt üstü çimenliğe

Gökte çocukluğumun düşleri

Aktarmasak çocuklara düşlerimizi

Öğrenemezler yıldızlara bakmayı

Yoksa nasıl yayılır

Şu dalların tomurcuğunda ışıklı bir bütün

Taş olmuş güneşten kopan parça

O ben miyim?

                 

Dönünce gençlerden yana yüzüm

Geldik göz göze kızıllaştı yanakları

Gülümseyince çiçeklendi yüreğim

Düşten daha çok ve gerçekten daha çok

Aldı beni kattı rüzgarına

Özgürlüğün gizemini açtı

Gök kuşağı sevda ateşi

Kaçırdım gözlerimi yetkin göklere

Baş ucumda dallar yeşil yapraklar içinde

Orta yerinde sararmış bir yaprak

O ben miyim?

 

Yeşil yapraklarla süslenmiş dallar

Okşar yanak yanağı sevecen hafif rüzgarlarla

Şarkılanır yıldızlarla

Ve o gözlerin mavi denizinde

Parlayan güneş tutsak etme beni

Başka yerlerde heran şarkılanır bahar

Ama her gün her saat

Ateş içinde canlar toprağım

Saplanmış yüreğime 37 bıçak

Alevlerden kanat açtı karanfiller

Otuzyedi karanfil kanat açtı ateşte

İçlerinde sararmış bir yaprak o ben miyim?

 

 

 Şiir Kitabı : Kiraz Dalı ve Acılarım

                 Sanat Yapım Yayıncılık Ankara 1996

 

 

 

         

 

 

-------------------->  MAKALE  ANASAYFASINA DÖNÜŞ -------------------------------------->

 

 

    

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 Email                                                               Email-Mail: MollaDemirel@gmx.de
                          Makaleler

 Halkların dostluğuna ve barışa hizmet etmeyen hiç bir yazı türü ve sanatsal çalışmanını 

 tarihsel kalıcılığı ve değeri olmaz. 

 Deutsch        Türkisch