Anasayfa  / Startseite
                  Makaleler

  Biografie     Gedichte     Erzählungen        Artikel                    Bilder       

    Yaşam        Şiirler        Öyküler          Makele/deneme   Resim /Fotoğraflar 

 Deutsch        Türkisch      

 
 
         Konular 
 Savas Ölümdür  
Söylenecek Yeni Sözün  
Ana Dil İstemi 
Nazım Hikmet ve İmdat Ulusoy
Almanya Devlet Başkanı J. Rau'ya
Zorunda Zoruymuş Gurbette Ölüm
Acıyı Çocuklar Çeker
Şakir'in Kitabı Güzellikler...
İki Kanalda Beslenen Edebiyat
Dil ve Estetik
Kültür ve Dilin Önemi
Göçmen İşçilerın İstekleri
Fakir Öğretmen
N. H.'in Kitaplarından korkmak 
Irak ve Haçlı Savaşlar
Avruapada TKP Yılları
Bilim ve İnanç
Mahsuni Şerifin ardından
Alevi Düşüncesi ve  Teknoloji
Kimden Yana İnsan
Ahmet Kayayı Anımsamak
Dilimin Ucunda
Nazım Hikmet ve İmdat Ulusoy
Almanya Devlet Başkanı J. Rau'ya
Zorunda Zoruymuş Gurbette Ölüm
Acıyı Çocuklar Çeker
Şakir'in Kitabı Güzellikler...
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
       İlişki Defteri
      Konuklar Defteri
 

 Söylenecek yeni sözün olmalı:

 

AABF’nin Alevilerin Sesi Dergisi’nin 3.Şiir yarışması ödülü’ne katılan yarışmacıların 93 şiirini biz Juri üyeleri olan  Kemal Yalçın, Mevlüt Asar, Molla Demirel ve Ömer Polat   önce okuduk. Bir araya geldiğimizde  Birbirimizden habersiz olmamıza rağmen ilk ona girecek olarak seçtiğimiz şiirler aynı şiirlerdi. Birinciliği ve ikinciliği dördümüz aynı şiirlere vermiştik.

“Bu tesedüf nereden kaynaklanıyordu?” Sorusu ilk akla gelen sorudur.

Oysa ki tuhaf olan böyle bir sorunun akla gelmesidir. Çünkü şiirin de her meslek işinde olduğu gibi belli temel kuralları vardır. Daha doğrusu sanatın olmasa olmaz olan bir teml ilkesi ve belli kuralları var.

Eğer şiir öykü, roman, makele yazan, resim, heykel yapan adamın söyleyecek yeni bir şeyi yoksa yazdıkları okunmaz, yaptıklarını ziyaret eden olmaz. Sanatçının yazdıkları ve yaptığı çalışmalar yaşadığı günlerde okunsa, görülse, yaygınlaştırılsa  bile kalıcı olmaz. Bu nedenle asıl  kalıcı sanat adamı toplum adına toplumun acılarını yüreğinde duyumsayarak yaşayan insandır. Çünkü insanlık davasının adamıdır yazar ve diğer alanlardaki sanat adamı. Yeniyi söylemek, yeniyi sunmak sanatın temel kuralıdır.

Konumuz şiir olduğuna göre özellikle şairler için bütünlük, akıcılık, dil sadeliği, estetik, sözcüğe yeni anlamlar yüklemek, ve kazandırmak, vurgu, uyak, hece gibi öğeler şiirin temel kurallarını oluşturur. Elbetteki şiirin türüne  farklılıkları vardır. Bazan biri öbürünün önüne geçer. Örneğin serbest şiirde hece ölçüsü uyak aranmaz. Ama serbest şiirde estetik, vurgu, iç uyak da ayrı bir önem kazanır.

Juri üyeleri olarak biz bu ölçüleri aldığımızda. İlk şiire birimizin öbüründen haberi olmadan aynı  ölçüler içinde seçmiş olmamız gayet doğaldır. Elbetteki doğal olmayanı, yeni söylemiş bir sözü olmayanı seçmektir.

Altı yüz eli yıl önce yaşayan  ve bugün de bize ışık tutan  Yunus Emre o gün söyleyecek yeni sözleri vardı. O yeni sözlerle günümüze kadar geldi. Bakın, o günlerde dünyaya kızıyor yalancılğını yüzüne vuruyor. Şunları söylüyor:

„Yürü yürü yalan dünya

Yalan dünya değil misin

Yedi kere ısız kalıp

Dolan dünya değil misin

 

Ateş bıraktı özüme

Dumanı girdi gözüme

Bu gözle bugün yüzüme

Gülen dünye değil misin“

 

 Dedikten sonra  dünyayı bütün insanlarıyla birlikte benimser ve  şu dizeleri haykırır:

„Dünya benim rızkımdır

Halkı benim halkımdır. „

Bu dizelerle Yunus insanların işbirliği yapmasını ve biribirini sevmesin ister. Bunu ne kadar açıkça istediğini çu dizeleri ortaya koyuyor:

„Gelin tanış olalım

İşi kolay kılalım

Sevelim sevilelim

Dünya kimseye kalmaz.”

 

 Y. Emre böylece dünyanın hem hepimizin, hemde hiç birimizin olmadığını vurguluyor.

 

 16 yy yaşayan Alevi öğretisinin en büyük ozanlarından olan  Pir Sultan Abdal da   O günün Padişahını emriyle adamlarının halktan zorla aldığı vergilere isyan eder.  Sultan ordusunun en güçlü komutanı Hızır Paşaya boyun eğmez ve ona söyleyecek sözü vardır.

“Kadılar, müstüler fetvä yazarsa

İşte kement, işte boynum asarsa

İşte hançer işte kalem, keserse

Dönen dönsün ben dönmeyim yolumdan.“

 

 Pir Sultan Abdal’ın ölüm kararı alınmıştır. Bunu bilir. Ama o yine yolunda dönmez. Dönmüyeceğini bir çok şiirinde tekrarlar. İşte söyledikleriyle ışık tutar günümüze. Direniş acısında Dadaloğlu, Köroğlu, ve seveni, taşlayarak öldürdükleri, her türlü müzik aletini din adına yasaklandığı bir ortamda Karaca Oğlan çeşme, çeşme dolaşarak her güzele yeni bir türkü yakar. Alevi öğretisinin önderleri sazı müzüğü yasaklanmasına karşı çıkarç Onu kutsallaştır hatat bir nevi onu eline almakla bir nevi ibadet türü olarak görür her eve bir saz, bağlama asılır. Sevdanın yasaklılığına böylece baş kaldırır Anadolu toplumu. Hep yeniyi söyler şairleri, müzisyenleri. Anadolu kültürü, halk edebiyatı bu yolla gelişir verır günümüze.

Fazla uzatmadan çağımıza gelirsek. Alevilik anlayışı, kültürü ile yaşayan  Aşık Veysel  Ülkemizde yaşanan olaylar karşısında üzülür ve şunları söyler

 

„ Kimdir Türk’ü ne Çerkez’i

Hep Âdem’in oğlu kızı...

 

Kuran’a bak, İncile bak

Dört Kitabın dördü de hak

Hakir görüp ırk ayırmak

Hakikätte yüz karası

 

Bu sözler bize onun gelecekte de yaşayacağını göstermektedir.

Biliyorsunuz  birinci  ve ikinci dünya savaslarında halkımızın ve dünya halklarının acılarını kemiklerinde duyumsayan Nazım Hikmet, bir yanda ‚

 

„ Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın / Yok edip insanın insana kulluğunu /

 Bu davet bizim /

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür   / Ve bir orman gibi kardeşçesine“ 

Diyerek tüm dünyada insanların eşitlik ve kardeşlik istemini dile getirir.          

 

Amerikanın ikinci dünya paylaşım savaşında  Japonya’nın Nükler bomlarla iki kenti kül etmesine karşı çıkar tüm dünyayı. „Çocuklar öldürülmesin Şiiriyle dünyayı uyarır.

Benim sizden kendim için / hiç bir şey istediğim yok/ Şeker bile yiyemez ki /

Käat gibi yanan çocuklar. / Çalıyorum kapınızı / teyze , amca bir imza ver./

Çocuklar öldürülmesin / şeker de yiyebilsinler.“

 

Bugün  dünyamızın her hangi bir yerinde  savaşlar olursa, insanlar öldürülüyorsa, yasak, sömürü ve haksızlık varsa sanat adamının da söyleyecekleri vardır.

 İşte  Yunus, Pir Sultan, Köroğlu, Dadaloğlu, ve Nazım Hikmet’in  izleyicileri vardır.

„Ağzımızda ki gül memeleri değil Dom dom kurşunları“ diyen  Ahmet Arif ve tüm kütülüklerin yüzüne tükürmekten bir an bile çekinmeyen Can Yücel’den tutun, Göngür Gençay, Senur Sezer, Sunay Akın’dan burada göçmen olarak yaşayan

“Sıkı tutun safları kardeşler

 / Bu fidanlar mutlaka büyümeli

/Yaprakları özgürlük /

Çiçekleri sevgi tütmeli“

 diye haykıran Mevlüt Asar’a kadar bu çizgiyi sürdüren daha onlarca halkın sesi olan şair bugün var, yarında var olacaktır. Bu nedenledir ki daha bir kaç yıl önce Sivas’da zalimlar  Asım Bezirci, Muhlis Akarsu,  Aşık Nesimi Çimen, Hasret Gültekin, Behçet Aysan gibi sanatçıların da içinde yer aldığı 17 insanı yaktılar.

Ama bu toplumlar var oldukça zalimlerle onlara karşı direnenler ve onların çizgisini sürdürenlerde olacaktır.

 Haklı olarak Şiir eleştirmeni Mehmet H. Doğan ‚Şiir savaşa karşıdır“ der sık sık konuşmalarında. Zaten bu verdiğim kısa örnekler bile bize gerçekten şiirin savaşa, adaletsizliğe, kötülüğe karşı olduğunu, sevgiyi, barışı eşitliği savunduğunu yeterince kanıtlamaktadır.

Ben bu konuşmamda şiir nedir ne değildir konusuna değinmedim, değinmeyeceğim. Çünkü bu konuyu arkadaşım ve Juri üyesi şair Mevlüt Asar anlatı. Ben sadece yazın adamının , sanat adamının söyleyecekleri olan insan olduğunu vurgulamak istedim. Ayrıca sanat adamını  toprağa düşen bir tohuma, bir çekirdeğe benzetiyorum. Toprakta ki tohum beslenmezse cılız kalır, zor yaşar. Yaşasa bilse görkemli, ürün veren bir ağaç olmaz. Bir ağacın meyve vermesi için iyi beslenmesi gerek.

Peki sanat adamı, yeniyi nerede bulacak ve söylediklerinin yeni olup olmadığını nerede bilecek? Biliyorsunuz „Sanatçı, sanatçının izine basa basa yürür“ diye bir söz var. Bunun anlamı, sanat adamı kendisinden önceki sanat adamlarını iyi izlemeli. Onların eserlerini iyi kavramalı. Ve gününde yaşayanları kaçırmamalıdır. Günün olaylarını mutlaka düzenli izlemelidir. Toplum deniz, sanatla uğraşan insansa denizin içinde durmadan dolaşan bir balık olmalıdır. Tüm katmanlarına girip çıkmalıdır. Ancak bunlarla kendisini besler ve yeni söyleyecek sözü olur.

İşte biz bu  juriyi oluşturan arkadaşlar gelen yazıları değerlendirirken bu durumu kavraya bildiğimiz kadarıyla temel koşul olarak aldık.

Elbette seçki yapılırken şiirin temel kurallarını oluşturan dil sadeliği, imge, hece, uyak (vezin), vurgu, akıcılık ile şiir yarışmasının açıklamasında bulunan temel öğeler çerçevesinden değerlendirildi. Bütün bunlara rağmen, bu değerlendirme bireysel bir beğeniden öte bir anlam taşımayacaktır. Her değerlendirenin ayrı bir şiir beğenisi vardır. Benim beğendiklerimi bir başkası beğenmeyebilir. Hatta biz dört kişilik Juri üyelerinin ortak beğenisini oluşturan şiirleri yerimizde bir başka juri olsaydı beğenmeyebilirdi. Başka şiirler seçebilirlerdi.  Çünkü Sanatsal beğeniler bireye göre değişkendir. Yetiştiği ortam, kültür, dünyaya bakışı seçkiyi yapanı istese de istemese de etkiler. Bu bağlamda, bu sıralamamız sadece bizim  bireysel bir değerlendirmemiz olarak görülmelidir. Kısacası bu değerlendirmemiz ilk sıralarda yer alan şiirlerin yazarını yükseltmeyeceği gibi.  Arka sıralarda yer alan şiirlerin yazarlarını da olumsuz etkilemez. Etkilememelidir.

Ancak şiir de bütünlük, dil sadeliği ve sözcüklere yeni anlamların yüklenmesi bir temel kuraldır. Ben ve arkadaşlarım  bu kurala göre değerlendirme yapmaya çalıştık.

 

Burada  yarışmada birincilik verdiğimiz  Aziz Küçük adlı tarışmacı arkadaşımızın şu dizesi hangi insanın yüreğini Temmuz ortasında içilen soğuk bir bardak su gibi serinletmez. 

‘gurbette türkü dinlemek gibi bir şey /

 seni seyrelemek gülüm/ ay büyürken 

İkinci olarak gördüğümüz şiir de Ali Rıza Uğurlu’nun şu dizeleri  tüm kötü sistemleri yerden yere çarparak  onurlu insanların yüreklerini bir potada birleştirmiyor mu?

“Kul kusur işlerse sevgi aklansın / Yargı korkutmasın, o da korkmasın /

Severek sorulsun / Yılıp kaçmasın “

Ben  “Sevgi” adlı  şiirdeki bu dizeleri çizerek üç yıldız koymuştum. Juride bulaunan arkadaşlarımla bir araya geldiğimizde, tanınmış çağın en güzel öykücülerimizden olan Ömer PolatIn evände bär araza geldik. Biz oturur oturmaz, Ömer Polat  bu dizeleri üç defa ard arda  okudu. Ardından “Çok güzel, çok güzel, çok güzel”  diye tekrarladı.Şair, yazar Kemal Yalçın ondan sonraki  dörtlüğü de ezbere okudu.

Üçüncülük verdiğimiz  Ali Budak adlı yarışmacının “Anka Kuşu” adlı şiirinde ayrı bir tad var. Oysa öbür iki şiiri hece, uyak ve dil sadeliği açısında çok daha akıcıydı ancak

“ Güneş tenimde doğdu / Ay göğsümde pırıl pırıl /

 Yıldızlar teleklerim oldu / Bunca acıdan sonra /.../

Bir dahalardan sonra / bir daha yüklendim / Güneş tutuştu”

dizeleri insan yüreğine bir bahar sabahı gibi şiir aydınlığı taşıyordu.

Kuşkusuz  özellikle ilk on içine giren, diğer yarışmacı arkadaşlardan bunlara benzer çok güzel dizeler var. 93 şiirden üç şiir seçmek hiç de kolay  bir iş değil.  Eğer bir tek insanın şiirleri olsaydı kolaydı. Ancak yukarıda belirttiğim gibi, her insan bir dünya olduğana göre, her yarışmacı bir dünya kültüründen parçalar sunuyor. Bu demektir, katılımcıların sayısı kadar farklı kültürlerden, farklı yaşam ve dünyaya bakışlardan seçki yapm ak gerekiyor.  Hele biri öbüründen daha güzel dizeler sununca, işin içinden sıyrılmak zor oluyor.

Sonuç olarak, en güzel konuşma dili, şiir dili olduğuna göre, şiir okyanlarımız ve yazanlarımız bol olsun. İlk on içnde görmediğimiz arkadaşların şiirlerinin de, ödüle layık görülenler kadar kadar güzel olduğunu bir kez daha yenileyerek hoş görülerine sığınmak istiyorum kendi adıma.

 

Köln, 04 Mayıs 2002

 

 

 

                Denemeler sayfasına dönüş ----------------------->

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   

 

 

 

 

       

 

 Email                                                               Email: MollaDemirel@gmx.de
                          Makaleler

              Biografie     Gedichte    Erzählungen      Artikel                      Bilder        

               Yasam         Şiirler        Öyküler             Makele / deneme    Resim /Fotoğraflar

 Deutsch        Türkisch