Satrtsite / Anasayfa     Künstlerhaus           Sanatçılar Evi-Göynük
    

   Biografie     Gedichte     Erzählungen        Artikel                    Bilder       

    Yaşam        Şiirler        Öyküler          Makele/deneme   Resim /Fotoğraflar 

 Deutsch        Türkisch      

 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   

  TATORT ve Aleviliğe Saldırının Arkaperdesi

An

Fritz Raff
ARD
Vorsitzender der ARD

Saarbrücken

Münster, 28.12.2007

 

Sayın Fritz Raff,

 

Ben kendim bir yazar, bir yayıncı olarak bilirim ki yayıncılığın temel ilkesi ‘yayınlanacak  haber veya araştırmanın sağlam kaynaklara dayanmasıdır.” Bunlara dikkat etmeyen bir yayıncı, bir haberci sadece Yayıncılığın ahlak kurallarını çiğnemekle kalmaz. Dinleyicilerine ve  halka yanlış yalan haber ve bilgi vermekle suçta işlemiş olur.

İnsan ister istemez şu soruyu kendisine soruyor. Almanya gibi özellikle Medya tekniğinin çok geliştiği bir ülkede gerçeğe dayan mayan üstelik bir tek bireyden ziyada onlarca milyonları ilgilendiren bir konuda hazırlanan, gerçek dışı olmaktan öte  iftira, hakaret  içerikli, düşmanlık, kin, öfke yaratacak bir yayın belli çevrelerce hazırlanmış ve belli ellerle  yayına mı sokulmuştur.

Eğer iyi niyetli olsalardı bu meslektaşlarım gerek Osmanlılar gerekse Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti döneminde  Türkiye’de bulunan yüzlerce Alman, elçinin, konsolusun, generalin, kültür ataşesi’nin günlüklerini okurlardı, özellikle Hitler döneminden Türkiye’ye sığınan yüzlerce bilim ve politikacının çalışmaların incelerlerdi. Eğer Aleviler hakkında azcık bilgi araştırması yapmış olsalardı böyle bir yayın hazırlamazlardı. Kaldı ki bu kadar geriye gitmeye gerek yok.  46 yıldır 600 bin civarında Alevi Almanya’da yaşamaktadır. Nasıl yazar Günter Graf Ali takma Adı ile Thysen (Demir Çelik Fabrikasında) de çalışarak orada ve Hıristiyan Demokrat Partiler içinde yaklaşımını doğrudan gözlemleyerek yazdıysa, arkadaşlarınız da Alevilik konusunda burada  çok rahatlıkla Alevilerin kurumları içine girerek Alevi ailelerle bağ kurarak gerçeği görebilirlerdi. Ancak onların amacı ‘Üzüm yemek değil Bağcıyı dövmekti.” Masa üzerinde oturarak bir Senaryo yazıp uygulamaktı.  Veya Silah Tekellerince hazırlanmış ellerine tutuşturulmuş bir senaryoyu uygulamak zorundalardı, sizde buna izin verdiniz.

Neden mi?

Nedenini yüzde yüz saptaya bilmem mümkün değil. Aleviliğin bir temel kuralı vardır. “Eline, Beline, Diline sahip ol.” Bunun anlamı kısaca şudur. Elinle sana ait olmayan hiç bir şeyi almayacaksın, yani hırsızlık yapmayacaksın. Sen evli olduğun kişinin dışında hiç bir insanla cinsi ilişkide bulunmayacaksın. Yani beline sahip çıkacaksın, harama kuşak çözmeyeceksin. Dilinle, gözünün görmediği, kulağınla da doğrudan işitmediğin bir tek kelime bile başkaları hakkında söylemeyeceksin”

İşte ben bu kültürle yetiştiğim için siz istediniz diyemeyeceğim. Ancak Başını Almaya ile Fransa’nın çektiği ve  AB’ devletlerince uygulanmak istene politikanın medyayı kullanarak nasıl yerleştirilmeye çalışıldığını iyi bilen ve iyi takip eden bir yazın adamı olduğum için şunları söyleyebilirim:

Almanya ve Fransa’da bugün ki hakim  olan politika sosyalist blok’un dağılmasının ardından Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD) yaratmak istediği yeni düşman İslam politikasını Avrupa Birliği halklarına benimsetmektir. Ancak  Avrupa ülkelerinde beş milyona yakın Türkiye’den  gelen İslam olduğunu söyleyen insan yaşıyor. Bunlardan yaklaşık  2, 5 Milyon insan sadece Almanya da  46 yıldır yaşıyor. Bu sürede Alman halkı ve diğer ülkelerde İslam İnancını özellikle Alevileri tanıyanlar İslam düşmanlığını ret etmekteler. Özellikle bu düzenden rahatsız olan aklı başında  genç insanlar, hümanistler, eski sosyalistler, sosyal demokratlar yukarda söz ettiğim Alevilik ilkelerini kendilerine yakın görüyorlar.

İslam;ı düşman göstermek isteyen bu politikaya karşı sert tavır alıyorlar.  İşte Alman ’ya ve Fransa’nın Amerikancı yeni Düşman İslam’a karşı kitleleri ardına takması için İslam’ın içinde çağdaş akla, insani değerlere, bilme  değer veren “Dünya evim, insanlık kavmim ve inancımdır” diyen Alevi kitlesini karalayarak, saf, bilinçsiz insanları onlardan uzaklaştırarak İslam’ı hızla düşman haline getirme senaryosu yazılmış. Sizin veya Arkadaşlarınız eliyle ilk uygulanması sahneye getirilmiştir.

Ancak ne bu Avrupa ülkelerinde yaşayan bir milyondan fazla Alevi, ne de İslam içinde Aleviliğin yerini bilen diğer İslam mezheplerinden gelen aydın insanlar, ne de başta Almanya olmak üzere 46 yıldır birlikte yaşayan Alevileri yakınnen tanıyan  bu yerli halklardan insanlar bu kapılar arkasından hazırlanmış kötü senaryonun toplumlar içinde yer bulmasına izin verecektir. Buna inancım tamdır.

Eğer siz gerçekten bilmeden bu senaryoya ortak olmuşsanız, size düşen görev, özür dilemektir, bu yanlışı düzeltmenizdir.  Bilmeden yanlış yapmak ve düzeltmek insanlara mahsustur. Yanlışını düzelten insan yücelir, sevilir. Ama yanlışında direten insan sadece küçülmez, yaşamı boyu huzursuz ve mutsuz olmaktan kurtulamaz.

Eğer siz bu 46 yılda birazcık bu toplumu inceleseydiniz görecektiniz ki Alevilik “Dünya evimdir, Kavmi kavmimdir’ demekle bütün insanlığa hep sevgi ve hoşgörü ile yaklaşmıştır, ırk, din, dil, cinsiyet ayrımı yapmadan, tüm insanlığı sevgiyle kucaklamıştır. Bilmeden hata yapanlara da   “Biz yaratılanı severiz yaratandan  ötürü” diyerek. Onların bir daha aynı hataya düşmemeleri için bağışlamış, sevgi ile kucaklamışlardır.

 Gerçekten siz Alevileri, Aleviliği tanımış olsaydınız, görecektiniz ki sizin bugün everensel insan hakları diye ileri sürdüklerinizi Aleviler daha sekizinci yüz yılda savunmuş.

On birinci yüz yılda Alevi felsefecisi ve düşünürü Hallacı Mansur haksızlığa karşı “Enel Hak” yanı Tanrı bendedir, başka bir söylemle Tanrı insandadır, onu insan yaratmıştır diyerek tüm inançların önünü açmıştır. Hacı Bektaşi Veli “Kadını okumayan bir toplum ne Hakka erişir, ne de güçlü toplumların kölesi olmaktan kurtulabilir “ cümlesini daha o dönemde  yaşadığı binanın önüne koca bir kayaya kazımıştır. Şeyh Bedrettin, “Yarin yanağından gayri, her şey hepimiz için” diyerek sosyal adaletin eşitliğin temel anlayışını yerleştirir.

O tarihten bu yana baktığımızda bugün insanlığın yetişmek istediği evrensel hakları şiirlerinde, masallarında, türkülerinde, fıkralarında, öykülerinde anlatan yüzlerce Alevi sanatçısı görebilirsiniz. Eğer siz bir Edebiyat ve güzel sanatlar araştırmacısı olsaydınız. Alman Felsefecilerinden Kant, Platon, Weber’in  çalışmalarının Anadolu Alevi düşünürlerinden büyük alıntılar ve etkilenmeler olduğunu görecektiniz.

Anadolu’da bir deyim vardır  “Otu çek Köküne bak”. Bunu toplumlara ve insan için söylemi, bir insan  hangi yüksek mevkide görev alırsa alsın. Çocukken ailede ve çevresinde aldığı eğitim her zaman davranışını belirler. Bunu göz ardı etmeyin”

Elbette bu her şeyde olduğu gibi her insan için  bu deyim de yüzde yüz geçerli değildir.  Bazı etkenler, iyi bir eğitim, araştırma  yoluyla bilgilenme, bireyin doğadan aldığı yetenek değiştirebilir.

Ben 35 yıldır Almanya’da yaşıyorum. Çocuklarım burada doğdu, büyüdü, yüksek okullarını tamamladılar. Çocuk kreşinden, ilk ve orta öğretimde çocuklarımın kendi çocuklarına yardım etmelerine sevinerek kapısını açan  Münster’li bu güzel insanlara, bu güzel ailelere yazılarımda konuşmalarımda sık sık teşekkür ettim. Benim çocuklarım bu arkadaşlarına yardım etmek için çalışırken kendileri hem sorumluluk bilincine sahip oldular, hemde çalışarak derslerinin iyi olmasına neden oldular. Burada yüksek öğretimini tamladılar. Bugün hallen çocuklarım arkadaşları ile biz ailelerde çok yakın dost olarak sık sık bir araya geliyoruz.

Ancak bu 35 yılda bir yayıncı, bir sosyal pedagog ve bir yazar olarak sürekli toplumla ilişkilerimde kesin bir kanımda oldu. Alman toplumunun büyük bir kesiminde halen birinci, ikinci dünya savaşının yenilgisinin, o savaş dönemlerinden, Alman olmayan halkalara karşı yaygınlaştırılan, kin, nefret ve ön yargılardan arınmamışlar. Gerçeği araştırma yerine savaş dönemlerin iftiralarını gerçek gibi alma kolaycılığına alışmışlar. Sizin bu Aleviler konusundaki yayınınız bu söylediklerimin en iyi kanıtıdır.

Anadolu’da başka bir deyim var. “Sen bir başka insanı nasıl bilirsin, elbette kendim gibi...”

Bunun anlamı şudur: Ben hırsızsam, yalancıysam, karşımda olan  insanları da öyle  hırsız ve yalancı insanlar olarak değerlendirir ve öyle yaklaşırım.   

Kusuruma bakmayın, lütfen alınmayın ama sizin arkadaşlarınızdan her kim ki bu Alevi toplumu ile ilgili yayını hazırlamışsa, senaryoyu yazmışsa  Aleviler hakkında bir araştırmaya girmedikleri gün gibi açık. İnsan ister istemez şu soruyu kendi kendinse soruyor:

“ Bu adamların kişilikleri mi yukarda ki deyime uygun? Bunlar acaba kendi karakterlerini mi Aleviliğe yapıştırmak  istiyorlar?”

Kusura bakmayın ama insan bu soruları sormaktan kendisini alamıyor.

Sonuç olarak siz eğer Silah tekellerin yaratmak istediği İslam düşmanlığı senaryosunun bir parçası olmak istemiyorsanız, Alevilere yapılan haksız, gerçekle en ufak bir ilişkisi olmayan bu hakaretin baş rolünde yer alanlar arasında bulunmak istemiyorsanız, tüm Alevi Toplumundan ve sizin yanlış bilgilendirdiğiniz başta Alman Halkı olmak üzere tüm izleyicilerinizden özür dileceğinize inanıyorum.

Saygılarımla...

 

Molla Demirel

(Autor- Dichter 

und Geschäftsführer  Radio- Kaktus Münster e.V.)

www.mollademirel.com

 

 

 

 

 

               Makaleler Listesine dönüş ------------>

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Email                                                               Email: MollaDemirel@gmx.de
         

  Hakim olma hırsı bir yüreğe girmesin; o bir kasırga olur. Bireyi öz kardeşini, kendisini yaratan anne ve babasını bile katl etmeye kadar sürükler. İşte en büyük sanat bireyi o kasırganın etkisinde koruma ve onu toplumda güzel işler yapan, izler bırakan biri olma yoluna yönlendirebilmektir...