Startseite  / Anasayfa        Kunsthaus-Göynük      Sanatçılar Evi                                      
  Makaleler

  Biografie     Gedichte     Erzählungen        Artikel                    Bilder       

    Yaşam        Şiirler        Öyküler          Makele/deneme   Resim /Fotoğraflar 

 Deutsch        Türkisch      

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

    Türklük ve Türkiyelilik Kavramı Üzerine

 

Yazıma başlamadan  şunu belirteyim. Ben Tükçeyi ennem ve babamın dili olan Kürtçeden  daha çok severim. Türkçe’nin dünyanın en güzel dillerde biri olduğuna inanırım ve  bunu heryerde savunurum. Türkçenin dünyanın en güzel dillerinden birinin olması onun ve ondan gelen ırkın başka dil ve kültürleri yok etmesi veya red etmesine göz yumam anlamına asla gelmez. Zaten bir dil ve kültür ancak farklı dil ve kültürlerle birlikte yaşadığı sürece gelişir, boy atar,  dünya dilleri arasında yerini alır...

Selçuklular ve Osmanlılardan öncede Anadolu topraklarında Lazlar, Kürtler, Ermeniler, Araplar, Acemler, Çerkezler  vs. Vardı.  Selçuklular ile  Osmanı Devleti döneminde bu toprakta yaşayan milliyetler kendi kültür ve dillerini geliştirerek korududar. Dünyanın en güçlü imparatorluğu olan Osmanlı imparatorluğunu içinde parçalamak için ülke milli gelirinin  her üç lirasından birini  Ingiltere, Fransa, İtalya, Rus Çarlığı harcadı. Bunlara  sonradan  Amerika, Yunanistan da katıldı.

Osmanlıların özellikle Fransa Devriminden sonra gelişen sanayiyi red etmeleri, özellikle  Matbanın ülkeye girişini geçiktirmeleri dış düşmanların karşışında  güçsüzleşmesinin ortamını hızla yaratı. Bu durum ülkede fukaralaşmayı farklı milliyet, inanç ve  sosyal tabakalar arasındada çatışmaların çıkmasına neden oldu ve kartşılıklı güvensizliği yaygınlaştırdı. Çünkü Osmanlı Hanedanlığı  sistemdeki adaletsizliklerde rahatsız olanları susturmak için sürekli birini öbürüne karşı kullandı. Bu durum Osmanlıyı dağıtmak istiyenlerin ülke içindeki olayları kışkırtma ve içte yıkma fırsatı duğurdu.

Osmanlılar dönemini incelediğimizde devlet yönetiminde  ve devlet gelirinden en az pay alanlar  Türk kökenli olanlar.

Musatafa Kemal Atatürk ve Arkadaşları Ortadoğuya hakim olmakla dünyaya hakim olacağı düşüncesinde olan devletlerin  Osmanlı topraklarını bir bir koparırken en son Analodu’da kalan toprakları da kendi aralarında bölüşmeye kalkışmasına karşı koyup zafere ulaşırken, Osmanlıdan daha modern, yaşamın her alanından ülke halkına daha çok hakları sağlayan bir proğramla ortaya çıktı.

Osmanlı yönetimince en çok dışlanan Türklerin adını Fransadaki „Genç Jön Türkleri“nin almasından kaynaklanır. „Jön Türkleri“ni oluşturan  Ziya Gökalp, Namık Kemal, Sinaşi, Tevfik Fikret ve arkadaşlarının büyük çoğunluğuda  Türk kökenli değiller. Onların bu adı almalarının nedeni Dünyada bir tek insan bile olsa  haksızlığa uğruyanın, aydınların bunları koruması gerektiğne inanmalarındandır. Bundan hareketle özellikle Emperyalist paylaşıma karşı çıkan Osmanlı imparatorluğunu oluşturan 40 tan fazla milliyetlerdeki insanların bir bileşimi olarak en azınlık olan ve en çok Osmanlılar döneminde ezilen milliyet olan Türklerin onurlandırılmasıdır. Elbetteki ezilen milliyetlere sahip çıkmayı ortaya koyan bu güzel  anlayış ile yeni kurulan Devletin adı Türkiye Cumhuriyetidir. Bu ülkenin, bu devletin adı Türk Cumhuriyeti değildir.  Türkiye Cumhuriyetidir. Ne yazık ki „Ezilenler fırsat bulursa Ezer“ deyimi  Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra Anadoluda da boy salmıştır. Ezilen Türk ırkçıları Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve kurumlaşmasının ardından Cumhuriyeti oluşturan diğer milliyetlerin kültür ve dillerin, inançların üzerinde baskı kurmayı hedeflemiş ve onları zorla asimile etmeyi asıl proğramları haline getirmiştir. Elbetteki bunları daima hakim olanın yanında yer alan, Papazdan daha çok papaz olanlar desteklemiştir. Irkçılar her zaman Osmanlılar döneminde sürekli kırsal alanda Fondamentalizmi (akla  ve kutsal kitapların özüne uygun olmayan dinci çevreleri) le iş birliği etmiş ve işbirliklerini sürdürmekteler. Bilimsel çalışmalara, toplumsal sosyal kalkınmaya giden yola düşman kesilmişlerdir. 

Elbette Emparyalizme karşı mücedele eden genç, cağdaş yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin  sınırları  içinde başta Türk, Kürt, Laz, Arap, Ermeni, Fars, Rum, Çerkez olmak üyere 40 tan fazla milliyet yaşıyor. Türkiye Cumhuriyeti bu yapısıyla çok milliyetli, çok dilli, çok kültürlü bir imparatorluğun devamıdır. Bu Kültür  yapısıyla dünya kültürler beşiği olarak dünyanın en önde gelen bir kültür -Turizim merkezi olması gerekir. Ancak bu çok kültürlülük budanırsa Türkiyeyi oluşturan, yaşayan halkların, kültürlerin ve dillerin ülkesi olmaktan çıkarılırsa olacağı şey ülke Hitler Almanya’sı veya  Mosolin İtalya’sına döner.

Onların sonucunuda hepimiz biliyoruz. Bu durum Emperyalistlere yarar. Aşrı dinci ve Irkçılar hep emperyalist güçler tarafında beslendiğni ülkemizde başta Uğur Mumcu, Ahmet Taner kışlalı olmak üzere yüzlerce  yazar, araştırmacı ve diplomatın çalışmaları ortaya koymaktadır. Özellikle bugün ki gelişen teknikle birinci ve ikinci paylaşım savaşlarında başaramadıklarını şimdi emperyalistler rahatlıkla  sahneye koyabilirler.

 Sovyetlerde, Eski Yugoslavya ülkelerinde, Bulgaristan, Romanyada olanla ardından Afganistan, Irak ve Lübnan’da olanlar bize olabilecekleri ortaya koymaktadır. Toplumun bir kesiminin öbür kesimi yok etme ve baskı altında tutmanın kimseye yararı olmadığını bu olanlardan öğrenmeliyiz.

Sonuç olarak  Türkiyelilik bu ülke toprakları üzerinde yaşayanları kucaklar. Yani her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Türkiyelidir. Bu Türkleri ve Türklüğü küçültmez. Tersine Türkler, Kürtler, Araplar, Lazlar, Ermeniler, Yahudiler, Rumlar, Avşarlar, Çerkezler vs. hiç biri kendini dışlımış, zorla asimile edilen bir unsur olarak görmeden yurduna ülkesinin bütünlüğüne sahip çıkar.

Kaldıki Türkiyeli terimini daha Apo kendisi Türklükle öğünürkenö PKK hareketi diye bir şley yokken bizler kullanıyorduk.

Ben 1968 Yyılında  Türk faşitlerince  öldürülen Üniversite öğrencisi Niyazı Tekin’in Cenaze Töreninde yaptığım kşnuşmada şöyle demiştim:

“Biz Türkiyeli gençler  Halkımızın ve büyük ozanımız Nazım Hikmetin özlediği bağımsız ve  kalkınmış Türkiye’yi yaratmak için, Amerika’nın Malatya Kürecik üsüne ve Akçadağ Elemendik Askeri Havaalanı’na hayır demekle kalmıyacağız. Amerika’nın isteğiyle  yasaklanan Haşhaş ekiminin sadece ülkemizin Ekonomisine bir darbe olarakla kalmadığını ülkemizin bağımsız karar veremsini ortada kaldırma eylemi olarak görmeliyiz. Bu nedenle Haşhaş ekimi yasağının kaldırılması için Türkiye’nin her yanında meydanlara dökülmeliyiz. Amerikalının bir tek eskerini bu ülkeye sokmamalıyız. Türkiye Cumhuriyeti’ni ancak Türkiyeli gençler korur ve yükseltir Amerika’nın askerlerinin konuklayacağı Üs ve Askeri Havaalanları değil“ demiştim. Bu sözlerim için yargılanmıştım.

Gene Diyarbakır Egitim Enstütüsü öğrencisiyken büyük öğretmen yürüyüğünün haklılığını

Destekleyen konuşmam ve Diyarbakır Atatürk meydanındaki konuşmamda da‚ "kendisini koca bir İmparatorluğu dağıtan Sultanlara benzeten,  Osmanlı müftülerine özenen sarıklılarla değil, Çağdaş Türkiye’yi yükseltecek olanlar bilmin yolunu seçen her milliyetten Türkiye halklarıdır. Bu nedenle Mustafa Kemal Atatürk bu ülkeyi biz Türkiyeli Gençliğe emanet etmniştir“ demiştim. Bu konuşmamdan dolayı da yargılanmıştım.

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Sianan Çemgil, Mahir Çayan, İbrahim Kalpakkaya, Hüseyin Cevahir'in konuşmalarına, savunmalarına ve  ölüme giderken attıkları soluganlara baktığımızda, hepsi bağımsız, demokratik, çağdaş bir Türkiye’yi ancak her alanda eşit tüm milliyetlerin, kültürlerin birini öbürünü kucaklaması ile mümkün olacaklarını savundugunu görürüz. Hepsi Türkiyeliliği savunur. Irkçılığın emperyalist güçlere yaradığını ortaya koymuşlardır. Bugün Ortadoğuda olabilecekleri daha o günde görmüşlerdi...

Elbetteki bir insan kendisini hangi milliyet ve kültüre ait olduğunu duyumsuyorsa ona aittir. Anne ve babasının hangi milliyet kökenden, hangi inançta olmuş olmasının bir önemi yoktur. Ancak Arap, Kürt, Arnavut, Laz, Cerkez, Rum, Ermen, vs kökenli ailelerden gelen ırkçı Türklerden dahada Türk ırkçısı kesilenlere şaşmıyorum. Bunların büyük çoğunluğunun böyle bir davranışla popüler olmaktan çok hep emperyalist güçlerin ve silah tücarların temsilcilerinin yan çeplerine dolar aktardıklarını düşünürüm. Kim bilir belki benimki kötü bir kuşkudan başka birşey değil...

Bir dil, bir kültür bir dünyadır. Bir dünyayı yok etme hakkını hiç bir ırk, hiç bir güç kendinde

görmemelidir...

Ben Türk dilini annem ve babamın dilinden çok sevdiğim için 30 yıldır yaşadığım bu Almanya’da Türkçe Radyo yayınları yapıyorum. İnsanlarıTürkçe öğrenmeye  teşvik ediyorum. "Kürtler İstanbul’a, İzmir’e sokulmamalıdır" diyen Irkçı Türkler kahvelerde çıkmadıkları halde ve çocuklarını okulda ki Türkçe derslerine yollamadıkları halde. Peki ben Türkçeye ülkemin devlet dili ve bir zenginliği olarak sahip çıkarken aklı başındaki Türklerinde o topraklarda yaşayan, Kürtçe, Arapça, Lazca, Çerkezce, Ermenice vs. dillere sahip çıkması, yaşatması ve geliştirmesi için çaba göstermesi gerekmez mi? Bu aklın yolu değil mi?..

 

 

Evrensel Gazetesi

09.08.2006

         

 

 

-------------------->  MAKALE  ANASAYFASINA DÖNÜŞ -------------------------------------->

 

Halkların dostluğuna ve barışa hizmet etmeyen hiç bir yazı türü ve sanatsal çalışmanını tarihsel kalıcılıgı ve değeri olmaz.     

 

 Molla Demirel

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 Email                                                               Email-Mail: MollaDemirel@gmx.de
                          Makaleler

        

 Deutsch        Türkisch