|
Molla Demirelin Edebiyat ve Şiiri
Üzerine:
SEVGİNİN
DÜŞÜ ÜSTÜNE DÜŞSEL
ÇIĞLIK
Yunus
Yaşar (Antalya)
Molla Demirelin Sevginin Düşü adını verdiği öykü
dosyası yetmişli yıllarıma götürdü
beni.
Henüz
bir haftalık geçici (muvak-kat) işçiyken, işçi
sınıfının örgütsel mücadelesine ketılmış,
daha
sonra da bir ve
iki nolu terım iş kolunda faaliyet gösteren T.İ.S.
sendikasının Antalya
Şube
başkanlığını yürütmüştüm.
İşçi arkadaşlarıma
yapyığım ilk konuşmamda:
Bir kovan düşünün.
İçerisinde arılar var. Arının görevi
bal üretmek. Bir de kovanın sahibi var.
Arıları
geriden izler. Petekler dolduktan sonra ellerine
eldivenlerini geçirir ve açar kovanın ağzını.
Bir
tütsü verir. Dumanı gören arılar telaşla
kovanı terk ederler. Kovanın sahibi üretilen tüm
balları
alır. Yerine birazcık bal birazcık da şerbet
bırakır. İşte kovan sahibinin birazcık
bıraktığı
bala
ücret , şerbette de her dört aydan dört aya
Amerikan emziği gibi verdikleri ikramiye
diyoruz.
Kovanın sahibi patrondur. Arı ise işçi. Tütsü
ise patron tarafından işçiye korku ve tehdit
arası
olarak kullandığı işten atma ya da kovma.
Bunlara karşın işçilerin örğütlenmesinde
ve
sınıfsal
mücadelesinde aktif görevler üstlenen sendika ve sendikacılar.
Sendika hakkı,
toplu sözleşme hakkı ve grev hakkı birlikte
var olması gereken haklardır.
Bunlardan
birinin yokluğu, diğerlerini de anlamsız kılarvb.
sözler söylemiştim. Bunları neden
anlattınız
diye sorabilirsiniz.
Molla Demirel uzun yıllardan
beri Almanyada yaşıyor. Bizim insanımız
Almanya Gerçeğini,
iş-ekme
-sermaye çelişkilerini sorunlarını, acılarını
sevinçlerini ve umutlarını yaşadığı
ya da
tanık
olduğu olaylardan yola çıkarak oluşturmuş
öykülerini. İşçi
sınıfının düşsel çığlığı
sanki...
İşçiler üzerinde
baskı uygulayan, toplu işçi çıkartan, ayrımcılık
yapan, iş sağlığı ve iş güvenliği
kurallarını
uygulamayan düzene eleştirel bir gözle yaklaşarak;
sömürünün olmadığı, sevgi ve
şefkate
dayanan bir dünyanın ütopyasını çiziyor.
İnsanın insanı ezmesinin, sömürmesinin
ahlaksızlık
olduğunu, bunu ortadan kaldırma çabasının
ise insanın soylu görevi olarak insanlığı
yücelttiğini
duyuruyor okura...
Almanyadaki Nazi yanlısı,
şövenist, faşist dazlakların saldırıları
ve bu saldırılara karşı direnen
gurbetçi
insanların mücadelelerini, oniki Eylül faşizminin
yazarları, düşünürleri, aydınları,
sanatçıları
ve tüm demokrat insanları işkencelerden geçirirken,
kitapları dahası tüm yazılı
bilgileri
Düşman olarak görüp, insanlığın
Refahı İçin nasıl yasaklandığını,
nasıl yakıldığını
anlatıyor.
Hem de sanatın estetiğini göz ardı etmeden
yalın bir dille anlatıyor.
Evinde iş yerinde güzellikler
üreten kadının da emeğine hor bakanlar sömürüldüğünü,
bütün
bu
açmazların eğitim işi ve bilinci olduğunun
da altını çiziyor.
Kısacası
Sevginin Düşünü anlatıyor Molla Demirel.
Akıcı, yalın bir dil, soluklu, usta bir
anlatımla.
Ayrıntılara girmeden bazen kendi dilinden, bazen
ikinci kişi ağzından.
Düşler ki, aşkların
göverdiği asal geçitlerden ağar bir başka göğe...
Bir duru yılkı olur ışık
hızıyla
boşalan... Ya da sokaklarda pankart yüzlü çocuklar...
Bisiklet sevinçleri vurur denize...
ay
ve yıldızları ele geçirmenin yollarını
arar... özgür bir dünyanın çoğrafyasını
çizer yüreğini
katarak...
Elinize sağlık
Molla Demirel. Sevginin
Düşüyle hoş geldin
Kasım
1995, Antalya
------------->
Geriye Dönüş
|