|
BARIŞ AĞITI
İşten yorgun argın döndü. Ceketini omuzundan sıyırdı
acele ile kendisini koltuğa attı.
On insanın işini iki
insan nasıl kavuştursun. Dizden derman kalmıyor. Kaç yıl
dayanılır bu
lanet
olasıca ağır yüke. Diğer sekiz arkadaşı
sokağa attılar. Adalet ve
insan haklarının ihlal
edilmediği
ülkeymiş ve sosyal devletmiş, bilmem daha neler, neler... Böyle
adalet, böyle
sosyal
devlet batsın yerin dibine dedi.
Geçenlerde Marionu gördüm.
Hiç yaşamın tadı kalmadı. Tüm dünya bozuldu.
İnsanlık ve
komşuluk
ilişkileri kalmadı. İşsizlik parası da yakında
kesiliyor. O zaman tümden perişan
olacağız
demişti. Ne iyi kadındı. İki kişinin işini
yapardı. İşini yaparken hep yüksek sesle türkü
söyler,
yanına varan arkadaşları anlattığı kısa
fıkralarla ve espirilerle güldürürdü. Kadıncağız
belinden
rahatsız olunca son iki yıl sık sık istihratta çıktı.
Fazla istihrat yapıyor diye attılar
işinden.
Bellini ağır iş incitti. Çektiği acılar
yetmiyormuş gibi, birde işsizlik acısı yüklendi sırtına.
İşte
adaletleri bu, İnsanlığa yer vermeyen böyle adalet batsın
yerin dibine...
Sakine bunları mırıldandıktan
sonra, masada duran Televizyon yöneticisini aldı, döğmeye
bastı.
Sunucu Balkan ve Ortadoğu ülkelerindeki savaşları
veriyordu. Yıkılmış evler. Param
parça
olmuş insan vucutları. Köpekleşleri gibi yolların
ortasında serili kan içinde çocuklar....
Elindeki uzaktan yönetme cihazın
başka bir düğmesine bastı. İlk duyduğu cümle
1899da
Laheydeki
1. dünya Barış konferansı ile başladığı
silahsızlanma çalışmalarını sürdürürken,
1999da
silahlanmaya harcanacak paranın 300 milyar dolara (150 trilyon TL)
ulaşacağı
kayıd
edildi oldu.
Ekranda yeni teknikle donatılmış
panzerleri, savaş uçak-larını izledi. Gözleri karardı.
Dünyamız
da 700 milyon insanın açlıkla karşı karşıya
kaldığını resmi kaynaklar verirken,
devletlerin
kaynaklarının önemli bir bölümünü savaş araç ve
gereçlerine aktarmaları ne büyük
utan-mazlık
dedi.
Tekrar ekrandaki haberleri izlemeye
çalıştı. Sunucu dünyada en çok silah satan ülkelerin
başın
dan, Amerika, Fransa, Almanya ve Rusyanın olduğunu ve 1990
- 1995 rakamlarına
göre,
ülkele rin birbirlerinden satın aldıkları silahların
toplam maliyeti 160 milyar dolara ulaştı.
Türkiye,
6 milyar 167 milyon dolarlık silah ithaliyle dünyada altıncı
olduğunu eldeki kaynaklar
ortaya
koyuyor dedi.
Televizyonun uzaktan yöneticisinin
düğmesine acele ile bastı. Ellerini saçlarına götürdü,
iki dal
saç aldı, parmak-larına dollamaya başladı. Önündeki
gazetede yetkililerin Gümrük
Birliğine
ülkenin girmesi için Avrupalı yetkili-lerin tek tek kapılarını
dolaşarak ikna etmeye
çalıştığı
haberi gözüne ilişti.
İt oğlu itler. Halkın
varını yoğunu elinden alın ve böy-lesine huvardaca
harcayın siz. Neden
ülkelarin
kalkınma-sında Türkiye 6. sırada yer alamıyor? Halk
işsizlikten, yoksulluktan inim
inim
inlerken siz parayı silah üreten ülkelere aktarır, onlardan
aldığınız silahlarla ülkenizi kana
bularsanız,
Avrupa Birliğine girmek için daha
çok bek-lersiniz. Bu parayı ülkenin kalkınmasına
yatırsaydınız.
Bugün biz bu Avrupa ülkelerinin en kirli ve ağır işlerini
yapanlar olmazdık. Ülke de
bu etnik
kargaşanın ve kaosun içine sürüklenmezdi diye söylendi.
Kalksam mutfakta birşeyler hazırlasam,
oğlan birazdan spordan gelecek, dışarı buza
kesilmiş,
bari yavrum sıcak birşeyler yerse, middesi ısınır
dedi.
Bu sözlerin ardından gene
elleri yöneticinin düğmesine vardı. Ekranda Türk ordusunun
savaş
gücü
veriliyordu.
Türkiye; 560 bin hazır, 1.5
milyonu hemen seferber edilebilir askeri personeli, 5000e yakın
tankı
19 deniz altısı, 24 savaş uçağı filosu (her
filo 12 - 18 uçaktan oluşuyor) ile dünyada en
büyük
orduya sahip ülkeler sıralamasında 9. oldu. Savaş araçları
ve malzemeleri üreten sanayi
ile dünyanın
en büyük ülkeleri olan Almanya
11 ve Fransa 12 sırada yer alıyor.
Bunların ardından gene
ekranlara dünyada yürütülen savaşlar geldi, Bosna Irak ve Türkiye
Kürdistanında
yıkılmış evler, çocukların parçalanmış
cesetlerine sarılan ağıt yakan analar..
Sakine tekrar kapattı
televizyonu. Geçmişte okuduğu ve haberlerde izdeği barış
konferans
larından
alınan kararları anımsamaya çalıştı.
Sonra birinci ve ikinci dünya şavaş-larında
yitirilen
milyonlarca
insanı düşündü. Bombalanmış köyleri dolaşan
ve yakılan evlerin harabelerinden
yeşeren
bir çiçeği gören, o çiçeği okşayan Leyla Zaneyi
ve bugün haritadan silinen
çocukluğunun
geçtiği köyünü anımsadı...
Dünya hiç bir zaman günümüz
kadar kaos içine girme-memiş. İnsanlık bu kadar
kirlenmemiş.
En acısı
umut kapı ları bu kadar kapanmış değildi
dedi.
Gözlerinden yanaklarına gümüş
sicimi gibi damlalar akmaya başladı. Kalktı, gitti yüzünü
yıkadı.
Uzun bir
ağıt havası tutturdu, mutfağa girdi, güzel sesi
odadan odaya aktığının ayrımında değildi,
işini
yaparken...
|