Erzählungen

     Über mich     Gedichte      Erzählungen         Artikel                      Bilder

    Biografi          Şiirler         Öyküler             Makale/ Deneme   Resim / fotoğraf

 Deutsch        Türkisch      

 
 

İçindekiler

 

Barış Ağıtı 

Alpların Ceylanı
Namus Meselesi
İnsanlar Dosttu
Özgürlüğe Parlayan Ay
Yarınların Kaygısı
Gül Anenin Çocukları
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Links
Konuk Defteri
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

   BARIŞ AĞITI

 

   İşten yorgun argın döndü. Ceketini omuzundan sıyırdı acele ile kendisini koltuğa attı.

   “On insanın işini iki insan nasıl kavuştursun. Dizden derman kalmıyor. Kaç yıl dayanılır bu 

lanet olasıca ağır yüke. Diğer sekiz arkadaşı sokağa attılar. Adalet ve  insan haklarının ihlal 

edilmediği ülkeymiş ve sosyal devletmiş, bilmem daha neler, neler... Böyle adalet, böyle 

sosyal devlet batsın yerin dibine” dedi.

   “Geçenlerde Marion’u gördüm. ‘Hiç yaşamın tadı kalmadı. Tüm dünya bozuldu. İnsanlık ve 

komşuluk ilişkileri kalmadı. İşsizlik parası da yakında kesiliyor. O zaman tümden perişan 

olacağız’ demişti. Ne iyi kadındı. İki kişinin işini yapardı. İşini yaparken hep yüksek sesle türkü 

söyler, yanına varan arkadaşları anlattığı kısa fıkralarla ve espirilerle güldürürdü. Kadıncağız 

belinden rahatsız olunca son iki yıl sık sık istihratta çıktı. Fazla istihrat yapıyor diye attılar 

işinden. Bellini ağır iş incitti. Çektiği acılar yetmiyormuş gibi, birde işsizlik acısı yüklendi sırtına.

İşte adaletleri bu, İnsanlığa yer vermeyen böyle adalet batsın yerin dibine...’’

    Sakine bunları mırıldandıktan sonra, masada duran Televizyon yöneticisini aldı, döğmeye 

bastı. Sunucu Balkan ve Ortadoğu ülkelerindeki savaşları veriyordu. Yıkılmış evler. Param 

parça olmuş insan vucutları. Köpekleşleri gibi yolların ortasında serili kan içinde çocuklar....

   Elindeki uzaktan yönetme cihazın başka bir düğmesine bastı. İlk duyduğu cümle “1899’da 

Laheydeki 1. dünya Barış konferansı ile başladığı silahsızlanma çalışmalarını sürdürürken, 

1999’da silahlanmaya harcanacak paranın 300 milyar dolara (150 trilyon TL) ulaşacağı 

kayıd edildi” oldu.

   Ekranda yeni teknikle donatılmış panzerleri, savaş uçak-larını izledi. Gözleri karardı. 

Dünyamız da 700 milyon insanın açlıkla karşı karşıya kaldığını resmi kaynaklar verirken, 

devletlerin kaynaklarının önemli bir bölümünü “savaş araç ve gereçlerine aktarmaları ne büyük 

utan-mazlık” dedi.

   Tekrar ekrandaki haberleri izlemeye çalıştı. Sunucu “dünyada en çok silah satan ülkelerin 

başın dan, Amerika, Fransa, Almanya ve Rusya’nın olduğunu ve 1990 - 1995 rakamlarına 

göre, ülkele rin birbirlerinden satın aldıkları silahların toplam maliyeti 160 milyar dolara ulaştı. 

Türkiye, 6 milyar 167 milyon dolarlık silah ithaliyle dünyada altıncı olduğunu eldeki kaynaklar 

ortaya koyuyor” dedi.

   Televizyonun uzaktan yöneticisinin düğmesine acele ile bastı. Ellerini saçlarına götürdü, 

iki dal saç aldı, parmak-larına dollamaya başladı. Önündeki gazetede yetkililerin Gümrük 

Birliği’ne ülkenin girmesi için Avrupalı yetkili-lerin tek tek kapılarını dolaşarak ikna etmeye 

çalıştığı haberi gözüne ilişti.

   “İt oğlu itler. Halkın varını yoğunu elinden alın ve böy-lesine huvardaca harcayın siz. Neden 

ülkelarin kalkınma-sında Türkiye 6. sırada yer alamıyor? Halk işsizlikten, yoksulluktan inim 

inim inlerken siz parayı silah üreten ülkelere aktarır, onlardan aldığınız silahlarla ülkenizi kana 

bularsanız, Avrupa Birliği’ne girmek için daha  çok bek-lersiniz. Bu parayı ülkenin kalkınmasına

yatırsaydınız. Bugün biz bu Avrupa ülkelerinin en kirli ve ağır işlerini yapanlar olmazdık. Ülke de 

bu etnik kargaşanın ve kaosun içine sürüklenmezdi” diye söylendi.

   Kalksam mutfakta birşeyler hazırlasam, oğlan birazdan spordan gelecek, dışarı buza 

kesilmiş, bari yavrum sıcak birşeyler yerse, middesi ısınır” dedi.

   Bu sözlerin ardından gene elleri yöneticinin düğmesine vardı. Ekranda Türk ordusunun savaş 

gücü veriliyordu.

   “Türkiye; 560 bin hazır, 1.5 milyonu hemen seferber edilebilir askeri personeli, 5000’e yakın 

tankı 19 deniz altısı, 24 savaş uçağı filosu (her filo 12 - 18 uçaktan oluşuyor) ile dünyada en 

büyük orduya sahip ülkeler sıralamasında 9. oldu. Savaş araçları ve malzemeleri üreten sanayi

ile dünyanın en büyük ülkeleri olan  Almanya 11 ve Fransa 12 sırada yer alıyor.”

   Bunların ardından gene ekranlara dünyada yürütülen savaşlar geldi, Bosna Irak ve Türkiye 

Kürdistan’ında yıkılmış evler, çocukların parçalanmış cesetlerine sarılan ağıt yakan analar..

   Sakine tekrar kapattı televizyonu. Geçmişte okuduğu ve haberlerde izdeği barış konferans

larından alınan kararları anımsamaya çalıştı. Sonra birinci ve ikinci dünya şavaş-larında yitirilen 

milyonlarca insanı düşündü. Bombalanmış köyleri dolaşan ve yakılan evlerin harabelerinden 

yeşeren bir çiçeği gören, o çiçeği okşayan Leyla Zane’yi ve bugün haritadan silinen 

çocukluğunun geçtiği köyünü anımsadı...

   “Dünya hiç bir zaman günümüz kadar kaos içine girme-memiş. İnsanlık bu kadar kirlenmemiş. 

En acısı umut kapı ları bu kadar kapanmış değildi” dedi.

   Gözlerinden yanaklarına gümüş sicimi gibi damlalar akmaya başladı. Kalktı, gitti yüzünü yıkadı. 

Uzun bir ağıt havası tutturdu, mutfağa girdi, güzel sesi odadan odaya aktığının ayrımında değildi, 

işini yaparken...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                             Email: MollaDemirel@gmx.de

 Deutsch            

 Türkisch            

 

                                                 Über mich       Gedichte       Erzählungen           Artikel        Bilder        

                                                Biografim        Şiirler           Öyküler        Makele / deneme  Resim / fotoğraflar